Ali Berham Şahbudak

Tarih: 20.01.2026 13:26

Yüz Yıllık Rövanş: Kuşatılan Cumhuriyet ve Tarikat Karanlığı

Facebook Twitter Linked-in

Türkiye Cumhuriyeti, tebaadan millete, dogmadan akla geçişin onurlu bir zaferi olarak doğmuştur. Ancak bugün, 20 Ocak 2026 tarihinde geriye dönüp baktığımızda, bu aydınlanma devrimine karşı duyulan yüz yıllık kinin, sinsi bir stratejiyle devletin en mahrem hücrelerine kadar sızdığını görmekteyiz.

15 Temmuz FETÖ kalkışması bir "ibret vesikası" olması gerekirken, mevcut siyasi iradenin aynı hataları farklı isimlerle sürdürmesi, Türk milleti için hayati bir beka sorunu haline gelmiştir.

Yeşil Kuşaktan Günümüze: Siyasal İslam’ın Yol Haritası

Türkiye’nin bugünkü kuşatılmışlığı, tesadüfi bir gelişme değil; emperyalist projelerin bir sonucudur. ABD destekli 12 Eylül 1980 faşist darbesiyle temelleri atılan "Yeşil Kuşak" projesi, siyasal İslam’ın ve cemaat yapılanmalarının önündeki barajları kasten yıkmıştır.

Nurcuların Kenan Evren’le, İskender paşa Tarikatı’nın Turgut Özal’la kurduğu simbiyotik ilişkiler, bugün AKP’nin çürümüş zihniyetiyle doruk noktasına ulaşmıştır. 1982’de vakıf maskesi altında vergiden muaf tutulan bu yapılar; yurtlar, okullar ve dershaneler üzerinden gençliği devşirirken, devlet de bu paralel eğitim sistemine göz yummuştur.

FETÖ’den Menzil’e: Bayrak Yarışı mı, Devlet İstilası mı?

AKP ve temsil ettiği çağ dışı zihniyet, kendi iktidarını ebedi kılmak adına Türkiye Cumhuriyeti’ni oluşturan stratejik ve jeopolitik kurumları cumhuriyet düşmanlarına adeta "ganimet" olarak sunmuştur. FETÖ ile girilen kirli ortaklığın kanlı sonuçlarından ders çıkarılmamış; bugün FETÖ’den boşalan kritik koltuklara, devlet gözetiminde "Menzil Cemaati" hızla yerleştirilmiştir.

Nakşibendi kökenli bu yapı, bünyesinde barındırdığı cihatçı unsurlar ve devasa bütçesiyle sadece dini bir topluluk değil, devlet içinde devlet olma yolunda ilerleyen karanlık bir güç odağıdır.

Denetimsizlik, İstismar ve Kurumsal Çöküş

Halkın saf dini duygularını sömürerek palazlanan bu dernek ve vakıf maskeli yapılar, kamusal ve siyasal alanı adeta parsellemiş durumdadır. Bu karanlık dehlizlerde yaşanan hak ihlalleri, cinsel istismarlar ve intiharlar toplumun vicdanını kanatırken; muhalefetin bu yıkıma karşı sergilediği "uyuma numarası" ise yıkımı hızlandırmaktadır.

Sormak gerekir: Devletin en kritik güvenlik mekanizmalarında, liyakati değil şeyhinin emrini esas alan bir müridin ne işi vardır? Devletin kutsal üniforması, hiçbir cemaatin veya ideolojik grubun zırhı haline getirilemez.

Cumhuriyetin Kararı: Ya Aydınlanma Ya Orta Çağ

1925’te Şeyh Sait’in dini kullanarak başlattığı isyana karşı Cumhuriyetin kurucu iradesi, "Dini siyasete alet etmek vatana ihanettir" diyerek net bir duruş sergilemişti. Aradan geçen bir asırda, aynı yöntemlerle Cumhuriyetin temelleri sarsılmaya çalışılmaktadır. Devlet, yurttaşına bağıran veya onu bir cemaat prizmasından gören bir yapı değil; her bir ferdine eşit mesafede duran, laik ve sivil bir akıl olmak zorundadır.

Sonuç olarak; Türkiye’yi orta çağ karanlığına sürüklemek isteyen bu emperyalist destekli cemaat kuşatmasına karşı tek çare, yeniden Atatürk ilke ve inkılaplarının ışığında bir aydınlanma seferberliğidir. Unutulmamalıdır ki; Türkiye Cumhuriyeti, şeyhler, dervişler ve müritler ülkesi olmayacaktır.

Ali Berham ŞAHBUDAK Cumhuriyetçi Aydınlanma Partisi Kurucu Genel Başkanı


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —