(Sayın Yusuf Halaçoğlu’nun açıklaması üzerine bir değerlendirme)
🔍 🖊️
Evet sonunda bu da oldu. Osmanlı padişahlarının ve 1925’te Atatürk’ün kabul etmediği Papa’nın İznik ziyareti gerçekleştirildi. Maşallah hızla müslümanlıktan uzaklaştırılan gençlerimiz biraz daha hrıstiyanlığın önüne bırakıldı. Üstelik Peygamberimizin Medine’ye hicretinde Onu karşılayanların söylediği Türkçesiyle :
“Ey bizden seçilen elçi,
Yüce bir davetle geldin.
Sen bu şehre şeref verdin,
Ey sevgili, hoş geldin!”
Siz dalga mı geçiyorsunuz yoksa milleti aptal mı zannediyorsunuz? Peygamberimiz için söylenen bu söylemin Papa’ya söylenmesi sadece tesadüf veya gaflet olarak görülebilir mi? Siz 400 kilise, sinagog, havra inşa edecek ve ibadete açacaksınız, ham de insanları müslümanlıkla aldatacaksınız.
Peki Cumhurbaşkanının eşinin hemen Papa’nın gelişi öncesi Vatikan’ı ziyaretinin sebebi ne idi? Bu gelişle ilgisi var mıydı? Keza Ayasofya’nın Osmanlı dönemindeki mimarisinin bozulmasının ve iç sıvaların sökülmesinin, kubbe kurşunlarının sökülmesinin bir bağlantısı var mı?
Türk Milleti’ne sesleniyorum. Artık şunu anlayın. Türkiye, kademe kademe millî değerlerinden uzaklaştırılıyor. Bir yandan kapalı kapılar ardında terör örgütü meşru hale getirilirken, millî kimlik tanımının değiştirilmesi tartışılırken, ülkemizde eğitimin, adaletin, ordunun, dinin içine siyaset ve ideoloji sokulurken, gençler uyuşturucu batağına sürüklenirken, nüfusumuzun %10’una yakın göçmen ülkesi haline getirilmişken, vergi ve gelir dağılımı adaletsizliği yaşanırken hala uyanmayacak mısınız? Yoksa sandık önünüze geldiğinde gerekeni yapacak mısınız?
Yukarıdaki yazı sayın Prof. Dr. Yusuf Halaçoğlu beye aittir. Ondan alıntıdır.
🖊️✍🏻❗️✍🏻❗️🖊️
Prof. Dr. Yusuf Halaçoğlu’nun yukarıdaki alıntısı, aslında yalnızca bir tepki değil; Türkiye’nin son yıllarda yaşadığı kimlik aşınmasının, toplumsal dönüşümün ve devlet politikalarındaki kırılmaların yüksek sesle ifade edilmiş bir özetidir. Papa’nın İznik’te ayin yapması, yüzyıllardır bu topraklarda hassasiyetle korunan tarihsel dengelerin kırıldığını, milletin hafızasını var eden sembollerin giderek anlamsızlaştırıldığını gösteren çok önemli bir kırılma anıdır.
Bu mesele bir “dini tören” değildir.
Bu mesele bir “ziyaret” hiç değildir.
Bu olay, Türkiye’nin son 20 yılda stratejik olarak nereye evrildiğinin fotoğrafıdır.
TARİHİN GÖZÜNDEN BAKTIĞIMIZDA: KİM NEYİ KABUL ETMEDİ?
Osmanlı padişahları —ki içlerinde en hoşgörülü olanlar dahi— Fener Rum Patrikhanesi’nin ve Vatikan’ın siyasi taleplerine karşı son derece temkinli davranmış, “ekümeniklik” iddiasını hiçbir zaman tanımamıştır.
Atatürk ise 1925’te bu çizgiyi daha da sertleştirerek Patrikhaneyi sadece ibadet hakkı olan bir dini kurum statüsüne oturtmuş, uluslararası siyasi rol iddialarını kesin bir dille reddetmiştir.
Bugün gelinen noktada ise tablo şudur:
• Patrikhane fiilen ekümenik kabul ediliyor.
• Papa İznik Konsili’nin merkezi konumunda ayin yapıyor.
• Törende Peygamber Efendimiz’i Medine’de karşılayanların söylediği sözlerin Papa’ya uyarlanmış bir versiyonu seslendiriliyor.
Bu durum gaflet değildir.
Bu durum “yanlışlık” değildir.
Bu durum Türkiye’nin kimlik kodlarının bilinçli olarak dönüştürülmesidir.
DİNİ SEMBOLLERİN SİYASİ ARAÇ HALİNE GETİRİLMESİ
Hristiyan dünyası açısından İznik, Katolik–Ortadoks ayrılığının doğduğu, aynı zamanda birleştirici konsillerin toplandığı bir merkezdir. Papa’nın burada ayin yapması:
1. Fener Patrikhanesi’ne uluslararası meşruiyet kazandırır.
2. Türkiye’nin egemenlik alanı üzerinde dış aktör etkisini artırır.
3. Ayasofya tartışmalarına sembolik bir karşılık oluşturur.
4. Türkiye’yi “Hristiyanlık coğrafyası içinde yeniden konumlandırma” mesajı taşır.
Yani mesele sadece bir ayin değildir.
CUMHURBAŞKANI EŞİNİN VATİKAN ZİYARETİ: SADECE ZAMANLAMA MIDIR?
Diplomaside hiçbir şey tesadüf değildir.
Papa’nın gelişi öncesi yapılan bu ziyaret, protokol açısından bir “önden zemin hazırlama”, “ilişkileri yumuşatma” ya da “gündemi ortaklaştırma” girişimi olarak okunabilir. Bu tür ziyaretler, büyük uluslararası hamlelerin ön hazırlığı niteliğinde olacaktır.
Zamanlama kusursuz bir şekilde örtüşmektedir.
AYASOFYA’DAKİ SÖKÜMLER, ONARIMLAR VE ŞÜPHE UYANDIRAN DETAYLAR
Ayasofya’da:
• İç sıvaların sökülmesi,
• Orijinal katmanlara müdahale edilmesi,
• Kubbe kurşunlarının kaldırılması
gibi işlemler “restorasyon” adı altında yürütülüyor olsa bile, tarih boyunca bu tip müdahaleler hep uluslararası bir baskı eşliğinde yapılmıştır.
Bu müdahaleler, Ayasofya’nın yeniden “Hristiyan dünyasının mirası” olarak tanımlanması için hazırlanan zeminin bir parçası mı?
Soru budur.
GENÇLERİN DİNİ VE MİLLÎ KODLARLA BAĞININ KOPARILMASI
Bugün Türkiye’de gençlerin çok ciddi bir kısmı:
• Deizme,
• Ateizme,
• Agnostisizme,
• Hristiyan misyonerlik faaliyetlerine
karşı savunmasız hâle getirilmiştir.
İnançla değil, kültürle değil, diplomasiyle değil; sistemli bir kimlik erozyonuyla karşı karşıyayız.
Gençler bir yandan dine karşı soğutulmakta, diğer yandan yeni ve “modernize edilmiş” bir dini atmosferin içine çekilmektedir.
Bu, rastgele bir değişim değildir.
Bu, sosyolojik olarak yönlendirilmiş bir dönüşümdür.
MİLLETİN UYUTULMASI VE GERÇEĞİN ÖRTÜLMESİ
Türkiye, tarihte hiç olmadığı kadar:
❗ Göçmen baskısı altında,
❗ Eğitim sisteminin çöküşüyle boğuşan,
❗ Uyuşturucu bataklığına sürüklenen gençliğe sahip,
❗ Adalet mekanizması tartışmalı,
❗ Vergi yükü altında ezilen halkın olduğu,
❗ Terörle müzakere zeminlerinin yeniden oluşturulduğu,
❗ Millî kimliği tartışmaya açılan bir ülke hâline getirildi.
Ve bütün bunlar olurken, toplumun büyük bir kısmı ekonomik sıkıntıların yarattığı hayatta kalma mücadelesi sebebiyle olan biteni görmez hâle geldi.
Papa’nın İznik ziyareti işte bu geniş tablonun sembolik zirvesidir.
SON SÖZ: MİLLETİN KARAR ANINA DOĞRU
Türkiye, bir yol ayrımındadır.
Bu yol ayrımı bir seçimden ibaret değildir.
Bu yol ayrımı:
• Kimliğimizin,
• Tarihimizin,
• Egemenliğimizin,
• İnanç ve kültür dokumuzun
ne yönde şekilleneceğine dair bir tercihtir.
Yusuf Halaçoğlu’nun sözleri tam da bu nedenle önemlidir. Çünkü bir milletin uyanışı bazen tek bir cümlenin altındaki hakikati fark etmekle başlar.
Milletin önüne sandık geldiğinde asıl soru şudur:
Bu gidişatı değiştirmek için gerçekten irade gösterecek miyiz?
🖊️Necat KACAN
Eğitimci Araştırmacı Yazar