Tarihin tozlu raflarından süzülüp gelen o kadim gerçek, bugün her zamankinden daha berrak bir şekilde karşımızda duruyor: “Türkün Türk’ten başka dostu yoktur.”
Bugün sınır hattımızda, Nusaybin’de yaşanan o hain eylem; sadece bir bez parçasının indirilmesi değil, bir milletin onuruna, egemenliğine ve tarihsel varlığına kastetme girişimidir.
Ancak bu kirli senaryoyu yazanlar kadar, o senaryoda figüranlık yapanların gerçek yüzünü görmek, her bir Türk vatandaşının asli görevidir.
Kürt Halkının Hamisi mi, Emperyalizmin Uşağı mı?
Yıllardır “Kürt sorunu” maskesi altında, bu Cumhuriyetin temellerini sarsmaya çalışanlar, maskeleri düştüğünde kime koştuklarını açıkça ilan ettiler. Soruyorum: Bu yapılar gerçekten Kürt kardeşlerimizin huzuru için mi varlar, yoksa emperyalistlerin bölgedeki kirli emellerine hizmet eden birer "maşa" mı?
Bakınız, bu sözde temsilcilerin gerçek adreslerine:
İlham Ahmed: Soykırımcı İsrail’den yardım dileniyor.
Mustafa Karasu: ABD, İngiltere ve Fransa’ya sitem ederek efendilerinden himaye bekliyor.
Şivan Perver: “Ah Amerika” diyerek ağıt yakıyor.
Barzani: Suriye yönetimine karşı Papa’nın kapısında şikâyet kuyruğuna giriyor.
Tablo nettir: Her şey olmuşlar ama bir tek Kürt olamamışlar. Her yere hizmet etmişler ama bir tek Kürt halkına huzur getirmemişler. Her şeyi sevmişler ama bir tek Türk’ü sevmemiş, Türk’ün devletine sadakat gösterememişlerdir.
İki Portre: Bir Yanda Hasan Kundakçı Paşa, Diğer Yanda Zafiyet
Nusaybin sınırında şanlı al bayrağımız yere indirilip üzerinde tepinilirken, hafızalarımız bizi 30 yıl öncesine, Kıbrıs’a götürüyor. Orada bayrağımıza el uzatan haini, tereddüt etmeden "vur" emriyle durduran Hasan Kundakçı Paşa vardı.
O, bu onurlu duruşu nedeniyle Kırmızı Bülten ile arandı, yıllarca yurt dışına çıkamadı ama tarihe şu altın harfleri kazıdı: “Bayrağı indirilmiş bir komutan olarak anılmaktansa, yurt dışına çıkamayan bir komutan olarak anılmayı tercih ederim.”
İşte devlet aklı budur, işte milli şeref budur. Bugün sınırımızda bayrağımız çiğnenirken bu iradeyi göstermeyenler, Kundakçı Paşa’nın mirasına ne cevap vereceklerdir?
25 Yıllık Tahribat: Çürümüş Zihniyetin Sonucu
İçinde bulunduğumuz bu karanlık tablo, son 25 yıllık yönetim anlayışının doğal bir sonucudur. AKP ve onu çevreleyen çağ dışı zihniyet, terör örgütlerinin ülkemize sızmasına, palazlanmasına ve hatta "açılım" adı altında meşruiyet zemini aramasına neden olmuştur.
Özellikle 2010 sonrası; FETÖ’ den PKK’ya, radikal cihatçı gruplardan bölücü yapılanmalara kadar her türden karanlık odakla kurulan dolaylı ve doğrudan ilişkiler, Cumhuriyetimizi bir uçurumun kenarına itmiştir. Bugün ise aynı aktörler, 45-50 bin masumun kanını elinde taşıyan terörist başına "özgürlük" tantanası yaparak, Türk milletinin ortak değerlerini siyasi bekalarına kurban etmektedir.
Sonuç ve Uyarı
Türk milleti manevi değerleriyle uyutulurken, sözde milliyetçi olduğunu iddia eden yapılar ise bu çürümüşlüğe can suyu olmaktadır. Ülke yangın yerine dönmüşken, Cumhuriyetin kazanımları bir bir yok edilirken sergilenen bu "koşulsuz destek", tarih huzurunda mutlaka yargılanacaktır.
Bizler, devrimle kurulmuş bu Cumhuriyeti; din, ırk, mezhep ayrımı yapmadan onurla yaşatan aydınlık bir geleceğe taşımak zorundayız. Unutulmasın ki; bayrak inmez, vatan bölünmez; ancak bu gerçeği korumak, emperyalist maşaların değil, "Tam Bağımsız Türkiye" diyen vatanseverlerin elindedir.
Ali Berham ŞAHBUDAK Cumhuriyetçi Aydınlanma Partisi Kurucu Genel Başkanı