Yozgat’ın Kerkenes Dağı’ndan gelen haberler, kulağa ilk anda heyecan verici geliyor.
2.600 yıllık izler…
Taş kurganlar…
60 metre çapında dairesel bir yapı…
Ve fısıltı halinde dolaşan büyük bir soru:
“Acaba Anadolu’da bildiğimiz tarihin dışına taşan bir bozkır devlet modeli mi vardı?”
İnsan ister istemez durup düşünüyor.
Çünkü bu topraklar, yalnızca taşın toprağın değil, hafızanın da katman katman olduğu yerler.
Ama ne yazık ki Kerkenes’te bugün konuşulan şey, keşfin kendisinden çok keşfin anlatılamayışı.
Söylenen Çok, Gösterilen Az
Yetkililer açıklamalar yapıyor.
“Kurgan” deniyor.
“Jeoglif” deniyor.
“İskit ve Göktürk kültürleriyle benzerlik” deniyor.
Peki biz ne görüyoruz?
Bir-iki uzaktan çekilmiş kare,
yuvarlak ifadeler,
ve altı doldurulmayan büyük cümleler.
Şunu sormak artık kimse için ayıp olmamalı:
Madem bu bulgular tarihe yön verecek kadar önemli, neden görseller paylaşılmıyor?
Arkeoloji yalnızca kazı değil, gösterme sanatıdır.
Taş yerindeyken, bağlam içindeyken, katman duruyorken gösterilmezse;
sonra söylenen her söz, ister istemez şüpheyle karşılanır.
Jeoglif mi, Taş Dairesi mi?
“Jeoglif” kelimesi heyecan uyandırıyor.
Ama aynı zamanda ağır bir kelime.
Çünkü jeoglif dediğiniz şey:
Yerden bakınca değil,
Yüksekten bakınca anlam kazanan bir düzendir.
Eğer ortada 60 metre çapında bir yapı varsa,
bunun drone görüntüsü olmadan anlatılması,
insanın içine kurt düşürüyor.
Sorun keşifte değil belki,
ama kelimelerin aceleciliğinde.
Asıl Mesele “Türk” Demek Değil
Burada kimsenin derdi “Türk varlığı konuşuluyor” olması değil.
Bu topraklarda Türk tarihinin konuşulmasından niçin rahatsız olunsun?
Sorun şu:
Bilimsel olarak en sona bırakılması gereken cümleler, en başta söyleniyor.
Önce yapı konuşulmalıydı.
Sonra tarih.
Sonra bağlam.
En sonunda, ihtimaller.
Ama şimdi tersinden gidiyoruz.
Bu da iddiaları güçlendirmiyor, tam tersine savunmasız bırakıyor.
Belki de Çok Değerli Bir Şey Kaçırıyoruz
İnsanı asıl üzen nokta şu:
Ya gerçekten çok önemli bir şey bulunduysa
ve bu keşif, yanlış iletişim yüzünden ciddiye alınmazsa?
Bugün sosyal medyada yükselen sesler keşfi tartışmıyor:
“Abartı” diyor
“Kanıt yok” diyor
“Yine söylem” diyor
Oysa birkaç net görsel, birkaç plan çizimi,
bir tarihleme yöntemi açıklaması
bütün bu gürültüyü susturmaya yeterdi.
Kerkenes Bir Merkez Olabilir mi?
Evet, olabilir.
Kurganlar varsa,
törensel alanlar varsa,
ve bunlar planlıysa…
O zaman Kerkenes’i yalnızca “bir yerleşim” diye anlatmak yetmez.
Ama bunu ispatlayacak olan şey,
ne coşkulu açıklamalar
ne de süslü başlıklar.
Harita, kesit, fotoğraf ve veri.
Son Söz
Kimse “inanın” demiyor artık.
Kimse slogan istemiyor.
Bu ülkenin insanı şunu söylüyor:
“Görmek istiyoruz.”
Çünkü bu taşlar bizim.
Bu tarih bizim.
Ve tarih, gizemle değil şeffaflıkla yazılır.
Kerkenes’te taşlar belki çok şey anlatıyor.
Ama biz hâlâ dinlemekten çok, görmeyi bekliyoruz.