Fakir Yılmaz

Tarih: 19.01.2026 15:45

KAZ BEYİNLİ TOPAL MİLİSLERE BIRAKILAN BİR MÜCADELE!

Facebook Twitter Linked-in

Dolmabahçe’de ayağına vurulup, yıkılan Negri, negrili sürecin yaşandığı günlerdi.
Bugün masanın diğer başında bizzat oturtulan Öcalan’ın fes ettiği PKK’lılar, Ardahan’ın Göle ormanlarına kadar gelip, çadır karakol kurmuş, başta kendilerine destek vermeyenler olmak Kürt olup, bugün adı DEM olan HDP’nin yanında olmayanlar sonradan KCK Operasyonları ile hapse alınan helvaclar aracılığı ile ‘hewaller seni çağırıyor’ diyerek bahsi geçen çadıra davet ediliyor, gelenlere fırça attırılıyor, gelmeyenler ‘hain, ihanetçi’ diye damgalanıyordular.
Ve bir gün Göle Belediyesine ait araçların ağaç kestiği aynı bölgede çadır kuran PKK’lılar ile Belediye çalışanları arasında ‘yeşili koruma’ tartışmaları sürdüğü söylenen bir esnada köyüne gittiği ileri sürülen bir minibüste bulunanlar kurşun yağmuruna tutulmuş, bir kişi ölmüş birçok kişi de yaralanmış ve bu olayın yanında hâlâ kim veya kimler tarafından öldürüldüğü tartışılan Ceylanpınar’da 3 polis öldürülmesi ve çadır kurdurtulanların da imha edilmesi ardından beklenmedik bir anda sarsılan Dolmabahçe’de ki masanın ayağına vurulmuş, o  tam yeşerdi denen süreç ‘Onun yada bunun  yüzünden’ denilerek bozulmuştu.
işte o günlerde bir gündü matbaamızın bürosunun kapısı açan biri bir ayağını içeri attığı eşikten içeri gelmeyip, gayet ciddi bir hitapla, ‘Fakir Yılmaz seni Göle’ye davet ediyoruz. Ve gelmen gerekiyor..’ deyince yakinen tanıdığı ve Göleli olmayan bu tanıdık simanın neden içeri gelmediğini ve kimin, kimlerin beni Göle’ye davet ettiğini merak edip, kendinse yaklaşarak ‘Hayırdır, kim çağırıyor, habere konu olan bir durum mu var?’ dediğimde işin ciddiyetliğini anlamış ve bu kez ben gerilmiştim.
Çünkü, kapıyı açıp, eşikten içeri adım atmayan ve ciddiyetliğini bozmayan tanıdık yüz daha da sert bir dille, ‘ben bilmem ve anlamam bana öyle söylendi, bende bölge sorumlusu olarak sana denileni ilettim’ deyince bu kez ben sert bir dille kendisine ‘Vah anam vay demek bu durumlar sana kalmış he.. Ula hele git başımda, tekmeletme kendini.. Beni Göle’ye davet edenler Göle’ye kadar gelmişlerse kravat takıp, buraya, matbaama kadar gelsinler, ben niye gidiyorum ve sen kimsin bana emir ediyorsun’ deyip tekme atmaya hazırlanıyordum ki eşiğimden içeri atılan adımın zorla geri çekildiğini görüp, yaşanan hale daha acıyordum.
Çünkü, tabana ve havana sorulmadan birlerinin Cizre’de Sur’da başta olmak üzere Güneydoğu’yu kazıtmış, kendilerince kurdukları sözde yerel milis güçlerce saçma, sapan hayaller içinde kafalarında kurdukları küçük dünyalarınca bu işlerin içinde kendileri gibi kendileri gibi helva olduğunu sanmış ve yapılan bir iki acımasız operasyonla onca şehrin yerle bir olmasına, hayatında eline silah almayan çocuk yaşta denilecek üniversite öğrencileri başta olmak üzere bir çok gencin, polis ve askerin kanına girmiş ve aldıkları 100’e yakın vekilliği, en güçlü 2. muhalefet partisi unvanını da kayıp, edip, topal kıçları üzerine oturmuştular.
Evet, birinci barış sürecinde bizzat bunlar yaşayanın sadece benim olmadığımı, onca AYM ve AHİM kararlarına karşın hâlâ hapiste olan ve bana göre bugün olduğu gibi o süreçte yüksek ses ile ‘Ne dağı, ne hendeği, ne millisi? Ben liderim, başkanım, Türkiye partisi olacağız diyen benim dediğimden başka bir şey denmez, kimsede konuşup, kendi başına işlere kalkışmasın.. Dağda değil, ovada siyaset yapılır..’ diyemeyen ve bugünkü gibi o günkü helwacıların, topal kaz beyinlilerin gazına gelip, önce polis gazını yiyen sonra da tutuklanan Demirtaş’ın 10 yıldır Edirne’de tutulmasına neden olan ve durup, dururken ‘Biz sırtımızı dağa verdik’ diyenlerin ateşlediği sonraki tartışma ve gelişmelerde daha iyi anladığımız sürecin bir yenisinin yaşanıp, umutların bir kez daha yeşerdiği bir anda bu kez yine aynı durumların yaşandığını üzülerek izlemekteyim.
Evet, geçtiğimiz aylarda geldiği Türkiye’ye yanında getirdiği korumalar ile ülkeye giren Barzani’nin bu tasvip edilmeyen tutumuna ve Suriye Halep’te yaşananlara bakınca, birinci süreçte matbaamızın bürosuna gelip, eşikten içeri attığı adımla kendisini general sanıp, emir yağdırana benzer durumların yaşandığı şu günlerde arka kapılardan yaşananlardan bi haber Kürtler ve Türkler yine gerildi.
Çünkü dün kendilerine tanınan fırsatı değelendiremeyip, Göle’de çadır kuracak kadar hendek kazıtanlar ile taban hatta tavandan habersiz işlere kalkışması ile bu kez hem, Bahçeli ile Öcalan’ın denen yeni süreci hem de Fırat’ın batısında  ki kazanımlardan olduğu yetmez gibi balkondan aşağıya atılan insan manzaraları yaşatan topal kaz beyinli milisler yine devrede..
Başta, ‘Bölgenin tek temsilcisi benim, sülalem’ diyen Barzani ailesi olmak üzere birlerinin sırtlarını ‘milis güçler’ deyip, gençlerin, çocukların ellerine verdikleri kırık, çıkık, patlamaz silahlar ile devrim yapacaklarını sanıp, ulusal ve uluslar arası konjektörü yok sayanlar bir kez daha boşa düşmüş, boşa düşmekle kalmayıp, ‘Edi bese’ diyerek dişlerini sıkan halk, vatan-millet-sakarya edebiyatından etkilenen ve ‘Ben devletim..’ diyen millet tarafından kendilerine verilen imkanı da bir kez daha heba ettikleri yetmez gibi İş-İT denilenlerce balkondan aşağı atılan o kadın gibi hayalleri de bir kez daha çöpe atmışlardır.
Peki banlar yaşanırken yani karşı tarafın acemiliği mi, iş bilmezliği mi, geleceği görememeler mi yaşanacakları anlamayıp, yaşatılanları bir kez daha yaşayanların hatalı olduğunu iddia edip, kendisinin yapması gerekenleri yapmamak için ayak direten, Gazze başka Halep, Suriye başka edebiyatı yapan masanın bu yakası yani devletim diyenler değil, gerçek devlet ne yapıyor, ne yapmalı?
‘Suriye’de Kürtlere dil, kimlik verildi.. Daha ne istiyorsunuz? diye atılan manşetlerin etkisinde mi kalacak yoksa ‘Onlar öyle yapsa da ben devletim, onlar gibi milis falan hatta çocuk değilim.. Tavandan tabana bakar, istenin savaş, çatışma, savaş değil, iç barış ve hak, hukuktur. Bende bunlara tankla değil daha demokratik, demokrasiye uyumlu adımlar hatta Suriye’nin ‘attım’ dediği adımdan daha sağlıklı, güvenilir adımlar atar, bilinmeyen dil denen dilin istediklerini de dikkate alır, bu ülke de yaşayan halklar atasına sokulmak istenen fitnenin önüne geçer onları boşa çıkarır, bir kez daha filizlenen barış fidanını elime alır, güçlü bir genel af ile vereceği enerjiyle yeşertir, karanlık oyunları bozarım..’ demesi bu ülke ve halklar üzerinden oynan oyunları bozacak olan en büyük silah değil, barışa uzanan zeytin dalıdır..’ der..
Devlet dediğinde bu değil mi zaten?!.


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —