Mithat GÜDÜ /Emekli İmam Hatip / Gazeteci -Yazar

Tarih: 17.01.2026 19:28

İslâm Bir İddia Değil, Bir Teslimiyettir: Dört Kavramın İzinde

Facebook Twitter Linked-in

İslâm Bir İddia Değil, Bir Teslimiyettir: Dört Kavramın İzinde
* Pasif bir dindarlıktan aktif bir Müslümanlığa davet!

 

​Bugün modern dünyanın gürültüsü içinde İslâm’ı anlamaya çalışırken en büyük hatayı, Kur’an’ın kavramlarını "modern" zihin kalıplarımızla tartmakla yapıyoruz. Pakistanlı büyük mütefekkir Mevdûdî’nin yıllar önce işaret ettiği o büyük tehlike, bugün kapımızı değil, doğrudan kalplerimizi çalmış durumda: Kavramların içini boşaltmak.

​Mevdûdî, "Kur’an’a Göre Dört Terim"  eserinde bizi şu dört ana sütunla yüzleştirir: İlâh, Rab, İbadet ve Din. Bu kelimeler sadece teolojik birer terim değil; hayatın merkezine kimin oturacağını belirleyen birer pusuladır.

​İlâh ve Rab: Otorite Kimde?

​Kur’an’da İslâm’ın özü olan tevhid, sadece bir "yaratıcı" tasdiki değildir. Hz. İbrahim’in (a.s.) putları kırması, sadece taştan heykelleri devirmek değil; zihinlerdeki sahte otoriteleri yıkmaktı. Rabbimiz şöyle buyurur: "Arzusunu ilâh edinen kimseyi gördün mü?" (Furkân, 43).

​Mevdûdî’nin vurguladığı gibi; eğer biz rızkımızı vereni, hükmüne boyun eğileni ve sığınılan tek limanı Allah olarak görmüyorsak, "Lâ ilâhe illallâh" sözümüz bir iddiadan öteye geçemez.

İmam Gazâlî’nin de belirttiği gibi: "Kalbinde Allah’tan başka bir şeye karşı aşırı sevgi ve korku varsa, o şey senin gizli ilâhındır."

​İbadet: Sadece Bir Ritüel mi?

​Çoğumuz ibadeti sadece cami duvarları arasına sıkıştırılmış birer seremoni sanıyoruz. Oysa İslâm, hayatın tamamını bir secde haline getirmeyi emreder. Efendimiz (s.a.v.) bir hadis-i şeriflerinde buyurur: "Dinarın ve dirhemin (paranın) kulu olan kahrolsun!" (Buhârî).

​Burada işaret edilen "kulluk", sadece tapınma değil, bir şeye kayıtsız şartsız boyun eğmektir.

Mevdûdî der ki: "Eğer hayatınızın yasalarını Allah’tan başkası koyuyorsa, kime boyun eğiyorsanız ibadet ettiğiniz odur." Gerçek ibadet, namazdaki rükûyu çarşıdaki ahlâka, evdeki merhamete ve siyasi duruştaki adalete taşımaktır.

​Din: Yaşamın Tamamı

​Bugün dini "vicdanlara hapsedilmiş bir inanç" olarak tanımlayan modern anlayışa karşı Kur’an, dini bir "nizam" olarak sunar. "Allah katında din İslâm’dır" (Âl-i İmrân, 19) âyeti, sadece bir inanç sistemine değil, mutlak bir otoriteye teslimiyete işaret eder.

​Büyük İslâm âlimi Hasan el-Benna’nın dediği gibi: "İslâm, hem dünya hem âhiret işlerini içine alan kapsamlı bir sistemdir."

Eğer dinimiz pazarlığımıza, hukukumuza ve toplumsal düzenimize müdahale etmiyorsa, o din Kur’an’ın tarif ettiği Din değildir.

​Tahkîke Hicret

​Mevdûdî’nin çağrısı, modern insanın içindeki anlam arayışına sarsıcı bir cevap niteliği taşıyor. Bugün içinden geçtiğimiz toplumsal krizlerin, ahlâkî aşınmanın ve kronikleşen "kimliksizliğin" yegâne reçetesi şudur: Taklidî bir inanıştan, tahkikî bir imana hicret etmek; başka bir ifadeyle, miras kalan bir Müslümanlıktan bilince dayalı bir îmana mana göç etmek.

​Gelin, kavramlarımızı Kur’an’ın mîzanıyla yeniden tartalım. Çünkü hayat, sadece "Müslüman doğmuş olmanın" konforuna bırakılmayacak kadar kıymetli bir emanettir.


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —