Ölünün Yedisi, Kırkı, Elli İkisi: Dini Temeli Var mı?
Bidat, İslam’ın özünde bulunmayan; zamanla dinî bir hüküm gibi benimsenen eklemeler ve uygulamalar anlamına gelir. Bu yazı dizisinin amacı, toplumumuzda yaygınlaşmış ancak sahih kaynaklarda karşılığı olmayan uygulamaları doğru bilgilerle açıklığa kavuşturmak ve din ile kültürün birbirine karıştırılmasını önlemektir. Bu bölümde cenaze sonrası belirli günlerde yapılan mevlid ve yemek verme adetlerini ele alıyoruz.
“Yedisini Yapma” Geleneği
Toplumda bir kişi vefat ettiğinde, ölümün yedinci gününde aileye topluca gidilmesi, mevlid okunması, helva veya yemek dağıtılması yaygın bir adettir.
Bu uygulamaların Kur’an’da veya sahih hadislerde hiçbir dayanağı yoktur.
• Hz. Peygamberimiz döneminde ölünün yedinci gününde özel bir merasim yapılmamıştır.
• Ashabın uygulamalarında da “7. gün mevlidi” veya “7. gün yemeği” yoktur.
Dolayısıyla “yedisi” kültürel bir gelenektir; dini bir gereklilik değildir.
“Kırkı Çıkmak” Anlayışı
Bir kişinin ölümünden 40 gün sonra:
• mevlid okutmak,
• toplu yemek vermek,
• özel bir dua günü düzenlemek
gibi uygulamalar pek çok bölgede görülür.
Bu inanış da tamamen kültürel kökenden gelir; İslam’da “ölünün kırkı” şeklinde bir ibadet veya özel gün yoktur.
Kırk sayısı bazı kültürlerde önemli kabul edilmiştir; bu gelenek İslam toplumuna da zamanla taşınmıştır. Fakat dinî bir hüküm haline geldiğinde bidate dönüşür.
“Elli İkisi” Uygulaması
Ölümün 52. gününde mevlid veya yemek verme adeti daha çok Anadolu kültüründen beslenen bir gelenektir.
Bu uygulamanın da dini hiçbir temeli yoktur.
İslam’da ölünün ardından yapılması tavsiye edilen şeyler bellidir:
• Dua etmek
• Sadaka vermek
• Borçlarını ödemek
• Vasiyetini yerine getirmek
Bunların dışında belirli günlerde zorunlu merasim düzenlemek, dini bir görev değildir.
Bu Geleneklerin Masum Görünmeyen Tarafı
Bu uygulamalar iyi niyetle yapılmış olsa bile şu olumsuzluklara yol açabilir:
• Maddi durumu zayıf aileler, “elalem ne der” baskısıyla borca girer.
• Dini olmayan bir uygulama, dinin farzları kadar önemliymiş gibi algılanır.
• Ölüm sonrası taziye süreci sosyal bir yarışa dönüşür.
Bu durumda hem dinî alan bulanıklaşır hem de aileler gereksiz yük altına girer.
İslam’ın Tavsiye Ettiği Uygulama
Hz. Peygamberimiz, cenaze evi için:
“Cenaze sahipleri meşguldür; onlara yemek yapıp götürün.” buyurmuştur.
Yani yemek vermesi gereken cenaze sahibi değil, komşulardır.
Bu ölçü unutulunca, din kültürel geleneklerin gölgesinde kalır.
Sonsöz
Ölünün ardından dua etmek, sadaka vermek ve hayır yapmak İslam’ın tavsiye ettiği güzel işlerdir. Ancak belirli günlere bağlanan, zorlama hale gelen merasimler dinî değil, kültürel uygulamalardır. Müslüman, geleneği yaşatabilir; fakat onu dinin bir hükmü gibi sunarsa bidate kapı aralanır.
Necat KACAN
Eğitimci Araştırmacı Yazar