"Çürümüş, çağdışı bir zihniyete karşı etkin ve kararlı bir mücadele yürütülmüyorsa, bugüne kadar kürsülerden söylenen her söz havada kalmaya mahkûmdur."
Türk Milli Eğitimi; ne soru sorarak ne de uzlaşma arayarak cemaat ve tarikat kuşatmasından kurtarılamaz. Bu kuşatma, ancak bilimsel ve laik eğitimin sarsılmaz iradesiyle dağıtılabilir.
Bugün eğitim sistemimiz, pedagojik bir süreç olmaktan çıkarılmış, siyasi bir sembolizm yarışına ve ideolojik bir araç haline getirilmiştir.
Milli Eğitim Bakanlığı bir "ilk" yaparak öğrencilere iki ayrı karne içeriği sunmuştur.
Bu uygulama, eğitimde yaşanan odak kaybının ve zihinsel bölünmüşlüğün resmi vesikasıdır. Bir tarafta "Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli" adı altında geleneksel ve dogmatik vurgular artırılırken; diğer tarafta toplumsal hassasiyeti yatıştırmak adına Atatürk figürü bir "vitrin" malzemesi olarak kullanılmaktadır.
Ancak biz biliyoruz ki; Atatürk sadece bir görsel veya imza değildir. O, "Hayatta en hakiki mürşit ilimdir" diyen akılcı bir devrimdir. Şekilsel Atatürkçülük ile bilimsel akılcılık arasındaki bu uçurum, aydınları aldatmaya yönelik bir hamleden başka bir şey değildir.
Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’in TBMM bütçe görüşmelerindeki sözleri ise bir itirafnamedir. Muhalefetin gözünün içine baka baka, cemaat ve tarikatları "STK" olarak tanımlaması ve "Protokol yapmaya devam edeceğiz" demesi, anayasal bir meydan okumadır. Sayın Bakan’ın "çocuklar dağa çıkmasın diye yapıyoruz" savunması, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin okulunu, öğretmenini ve sosyal devlet yapısını aciz gösterme çabasıdır. Devlet, asli görevini denetimsiz yapılara devredemez!
Bilimsel Sekülerizm ve 21. Yüzyıl Gerçeği
Bizim mücadelemiz sadece bir zihniyete saldırı değil, bir varoluş mücadelesidir. Çağdaş dünya; eleştirel düşünme, yapay zeka, kodlama ve evrensel bilim etiği ile şekillenirken, bizim çocuklarımızı Ortaçağ karanlığına mahkûm eden bir müfredatın geleceği yoktur. Bilimden kopan bir neslin karnesi ne kadar süslü, üzerine basılan mühürler ne kadar yaldızlı olursa olsun; o karne geleceğin dünyasında geçersiz kalacaktır.
Eğitim reformu adı altında 25 yıldır Türk milletinin gözünün içine bakarak yalan söyleyen bu çağdışı zihniyete karşı "sözde itirazlar" dönemi bitmiştir. Eğitim; anayasal bir zorunluluktur ve laiklik, dünya işlerinin dini hükümlere göre değil, bilimsel gerçeklere göre düzenlenmesidir. Milli Eğitimi cemaatlere teslim etmek, Türkiye’nin demokratik ve sosyal hukuk devleti niteliğine ihanettir.
Sonuç ve Çağrı
Eğitimde "çift kimlikli" bir dönem başlatan bu anlayış, geleceğin çocuklarına bir kimlik değil, bir kafa karışıklığı miras bırakmaktadır. Oysa çağdaş eğitim, şekilsel sembollerin savaşı değil; aklın, mantığın ve özgür iradenin zaferi olmalıdır.
Buradan kamuoyuna ve tüm sorumlulara soruyorum:
Gerçek karne, kağıt üzerindeki notlar mıdır; yoksa bir öğrencinin özgürce soru sorabilme yetisi mi?
İki karne verilmiş olabilir; ancak tarih, sadece gerçeği arayanların ve aklı hür bırakanların karnesini "pekiyi" ile mühürleyecektir. Başı dik, onurlu Türk toplumu; geleceğini tarikat dehlizlerinde değil, Cumhuriyet aydınlanmasında bulacaktır. 17.01.2026..
Ali Berham ŞAHBUDAK Cumhuriyetçi Aydınlanma Partisi Kurucu Genel Başkanı