Rafet Ulutürk

Tarih: 23.01.2026 08:15

Değer Vermeyi Unutan Bir Zihin

Facebook Twitter Linked-in

İnsan, düşündüğünden çok daha kolay yok eder. Bir şehri değil belki ama bir fikri, bir duyguyu, bir insanı… Üstelik bunu çoğu zaman elini bile kirletmeden yapar. Değersizleştirerek. Yok sayarak. Alışarak.

Değer vermek; bir şeyi “önemli” ilan etmekten öte, onu zihinde diri tutmaktır. Emek harcamaktır. Ciddiye almaktır. Toplum olarak en büyük sorunumuz da tam burada başlıyor: Ciddiyetimizi kaybettik. Her şey geçici, her şey sıradan, herkes “idare eder” seviyesinde. Böyle olunca ne derinlik kalıyor ne de anlam.

Bir fikir düşünün. Sahip çıkılmazsa unutulur. Bir duygu düşünün. Hafife alınırsa körelir. Bir insan düşünün. Sürekli değersiz hissettirilirse, ya kabuğuna çekilir ya da bambaşka birine dönüşür. İşte bu dönüşüm, sanıldığı kadar masum değildir. Çünkü değersizleştirilen insan, bir süre sonra ya kendini yok eder ya da başkasını.

Bugün “kimse eskisi gibi değil” diye yakınıyoruz. Ama kimse eskisi gibi değer görmüyor. Sabır yok, özen yok, derinlik yok. Her şey hızla tüketilsin, hemen sonuç versin istiyoruz. Oysa değer, aceleye gelmez. Saygı emek ister. Anlam, zamanla inşa edilir.

Değersizleştirmek ise çağın en yaygın dili. Alay etmek, küçümsemek, geçiştirmek… Bunlar modern dünyanın sessiz şiddet biçimleri. Kimse kimseye vurmaz ama herkes birbirinin içini boşaltır. En büyük duygular bile bu yüzden ölür; düşmanlıktan değil, umursamazlıktan.

Belki de artık şunu kabul etmeliyiz: Değer vermediğimiz her şey er ya da geç hayatımızdan silinir. İnsanlar, fikirler, duygular… Ve geriye kalan boşluğu ne teknoloji ne kalabalıklar doldurabilir.

Aklımızda bulunsun:
Bir şeyi yok etmek için onu parçalamak gerekmez. Değersiz saymak fazlasıyla yeterlidir.


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —