Sofya’nın kalbinde, yıllar boyunca tüketimin ve gündelik hayatın sembolü olmuş bir bina, şimdi bambaşka bir kimliğe bürünmeye hazırlanıyor. Eski adıyla ЦУМ – Merkezi Evrensel Mağaza – artık vitrinleriyle değil, vitrinlerin ardındaki binlerce yıllık uygarlık hikâyeleriyle anılacak. Ortaya çıkacak olan Doğu Akdeniz Müzesi, yalnızca Sofya için değil, Balkanlar için de benzersiz bir kültürel adım niteliği taşıyor.
Bu dönüşüm, basit bir mekânsal yenilemenin çok ötesinde. Tüketim kültürünün simgesi olan bir yapının, tarih, sanat ve kolektif hafızaya adanmış bir müzeye dönüşmesi, çağımızın en anlamlı sembolik hamlelerinden biri. Modern şehirler artık yalnızca yaşanılan değil, aynı zamanda hatırlanan ve anlatılan mekânlar olmak zorunda.
Müzenin en çarpıcı yönlerinden biri, Trak uygarlığı ile Antik Mısır’ı aynı anlatı içinde buluşturma cesareti. Genellikle ayrı coğrafyalar ve ayrı tarih kitaplarında ele alınan bu iki büyük kültür, tematik bir yaklaşımla yan yana getiriliyor. Kronolojik sıralamadan bilinçli olarak kaçınılması, ziyaretçiye “hangi uygarlık daha eskiydi?” sorusundan ziyade “nasıl benzer sorulara benzer ya da farklı cevaplar verdiler?” sorusunu sorduruyor.
Bu yaklaşım, müzeciliğin artık yalnızca nesne sergilemekten ibaret olmadığını bir kez daha gösteriyor. Zanaat atölyeleri, çocuk alanları, etkinlik salonları ve çağdaş teknolojilerle desteklenen sergiler; müzeyi yaşayan, nefes alan bir organizmaya dönüştürüyor. Geçmiş burada cam vitrinlerin arkasında donup kalmıyor, günümüzle sürekli bir diyalog hâline giriyor.
Ayrıca 2026 yılında Bulgaristan ile Mısır arasındaki diplomatik ilişkilerin 100. yılına girilecek olması, bu müzeye ayrı bir tarihsel anlam yüklüyor. Kültür, çoğu zaman diplomasiden daha kalıcı bağlar kurar. Bu müze de iki ülke arasında yalnızca siyasi değil, medeniyet temelli bir köprü kurma potansiyeline sahip.
ЦУМ’un dönüşümü bize şunu hatırlatıyor: Şehirler yalnızca binalardan değil, anlatılardan oluşur. Bugün Sofya, alışveriş torbalarının yerini tarihsel soruların aldığı yeni bir anlatı yazıyor. Ve belki de en önemlisi, bize şu soruyu sorduruyor: Kendi şehirlerimizde, geçmişe açılmayı bekleyen kaç bina daha var?
Bu müze, yalnızca Trakları ve Mısırlıları anlatmayacak. Aynı zamanda bize, modern insanın kökleriyle yeniden nasıl ilişki kurabileceğini de gösterecek.