Bugün yağmur kokusu var havada.
Bu koku yalnızca romantik bir hatırlatma değil; bir yüzleşme, bir durup düşünme çağrısı. Gökyüzü bazen ağlar ki yeryüzü rahatlasın. Yağmur, tozu alır ama her şeyi temizlemez. Bazı yükler vardır, daha derine işlemiştir.
Dallara inci gibi dizilen şebnemler, geceden kalma yorgunluklardır aslında. Sabah ışığında parıldarlar ama güneş yükseldikçe kaybolacaklarını bilirler. Tıpkı insanın geçici umutları gibi… Güzel, kırılgan ve sessiz.
Yağmur Yetmeyince
“İnşallah kar da gelir” derken asıl dileğimiz soğuk değildir. İstediğimiz şey sessizliktir. Gürültünün, karmaşanın, içimizi kemiren soruların bir anlığına durması…
Kar yağdığında şehir susar. Zaman yavaşlar. Acılar silinmez belki ama üstü örtülür; insan nefes alacak bir boşluk bulur.
Kar, adil değildir; her şeyi aynı beyazla örter. İyiyi de kötüyü de eşitler. Bu yüzden huzur verirken aynı anda ürkütür. Çünkü insan, sessizlikte kendi sesiyle baş başa kalır.
Kardelenin Sessiz İtirazı
Karın altında filizlenen kardelen, romantik bir çiçek değil; bir direniş biçimidir. Kimse ona yol açmaz, kimse “şimdi çık” demez. Zamanın yanlış, şartların sert olduğu yerde var olur. Cesareti süslü değildir; zorunludur.
Kardelen bize şunu hatırlatır: Umut, uygun şartlarda değil, en zor anlarda anlam kazanır. Kırılgan ama kararlı olan, hayatta kalır.
Gülüşün Değişen Anlamı
“Belki güleriz bir gün yeniden…”
Ama bu gülüş eskisi gibi olmayacak. Daha sessiz, daha temkinli, daha gerçek olacak. Yağmuru ve karı tanımış bir insanın gülüşü, hafiflikten değil dayanmış olmaktan gelir.
Mutluluk belki artık büyük kahkahalar değildir. Bazen ayakta kalabilmektir. Bazen de içten bir nefes alabilmek.
Son Söz Yerine
Yağmur anlatır, kar susturur.
Ve insan, ikisini de yaşadıktan sonra öğrenir:
Asıl mesele her şeyin geçmesi değil,
zamanı geldiğinde karı delip çıkabilmektir.
