
Geçtiğimiz günlerde bir televizyon programında şahit olduğumuz sahneler, Türkiye’nin kültürel ve zihinsel dünyasındaki derin yarılmayı bir kez daha gözler önüne serdi.
Bir konuğun samimiyetle kurduğu "Şeriatın kestiği parmak acımaz" cümlesi karşısında program sunucusunun adeta bir "savunma refleksi" ile "Şeriat burada yok, Orta Doğu’da var" çıkışı ve ardından kopan alkış tufanı…
Bu manzara sadece bir cehâlet gösterisi değil, aynı zamanda bu toprakların değerlerine yabancılaşmış bir zihniyetin kibridir.
Ekranlardaki Diplomalı Cehâlet
Mesele sadece bir kelimeyi bilmemek değildir. Karşımızda, "Müslümanlık kimsenin tekelinde değil" diyerek mangalda kül bırakmayan ancak inandığını iddia ettiği dînin temel kavramlarından köşe bucak kaçan, "mürekkep yalamış" bir kitle var.
Şeriat; sözlükte "yol, yöntem, nizam" demektir. Istılahta ise bizzat Allah’ın koyduğu hükümlerin, yani İslâm’ın ta kendisidir.
Bir insan hem "Müslümanım" deyip hem de "Şeriat" kelimesine, yüzüne ve sesine yansıyan bir kinle saldırıyorsa, burada iki ihtimal vardır: Ya neye inandığından habersiz bir "diplomalı cahildir" ya da İslâm’a ve Kur’an’ın hükümlerine doğrudan saldıramadığı için "Şeriat" kavramını paravan olarak kullanan bir din düşmanıdır.
Reyting Uğruna İnanç Değerlerini Aşağılayanlar
Bu noktada asıl tepkimiz, milyonların önünde bu pervasızlığı sergileyen sunuculara ve onları o ekranlara çıkaran zihniyetedir. Reyting uğruna her türlü toplumsal erozyona kapı açan televizyon kanalları, milletin mukaddesâtına alerjisi olan isimleri "toplum önderi" gibi sunmaktan vazgeçmelidir.
Kendi halkının değerlerine karşı bu kadar sığ, bu kadar önyargılı ve bu denli saygısız bir dil kullanan kişilerin ekranlarda arz-ı endam etmesi kabul edilemez.
Şeriatı sadece "Orta Doğu"ya has bir öcü gibi gösterip alkış toplamak, bu milletin inancına karşı girişilmiş bir algı operasyonudur. Halkın inancını küçümseyen, dini kavramları nefret objesi haline getiren bu söylemleri şiddetle kınıyoruz.
Sahi, Bu Hakikâti Anlatmak Kimin Görevi?
Toplumun bir kesimi kendi dîninin temel kavramından bu kadar korkar hale getirildiyse, burada çuvaldızı sorumlulara batırmanın vaktidir:
* Diyanet Nerede? Şeriatın kelime anlamından öte, hayatın içindeki adalet, merhamet ve ilâhî nizam olduğunu anlatmak Diyanet İşleri Başkanlığı’nın aslî görevi değil midir? Eğer bir stüdyo dolusu insan Şeriatı duyunca kaçacak delik arıyorsa, Diyanet görevini yapamamış demektir.
* İlahiyatçılar Neyi Bekliyor? Ekranlarda magazinel dînî konularda fırtınalar koparan ilahiyatçılarımız, neden dînin özü ve kavramsal zeminini anlatmakta bu kadar suskun? Toplumun zihni, ideolojik kalıplarla zehirlenirken gerçekleri haykırması gereken kürsüler neden dilsiz?
Kendi inandığı kitabın hükmüne yabancılaşmış, kavramlarını başkalarının ideolojik tanımlarıyla öğrenmiş bir toplum, kimliksizleşmeye mahkumdur. "Müslümanız" diyerek Müslümanlığın özüne sırt çevirmek ve bu düşmanlığı ekranlarda sergilemek büyük bir fikri savrulmadır.
Artık maskelerin düşmesi gerekiyor. Şeriat, birilerinin siyasi korku aracı değil, Allah’ın kulları için çizdiği aydınlık yoldur. Milletin değerlerine düşmanca tavır takınan sunucuların alkışlarla değil, hakikâtle yüzleşmesi vakti gelmiştir.
Mithat Güdü