
* Duâyı Sadece Dudaklarımızda Bir Sızı mı Sandık?
* Hâl mi, Kâl mi? Hangisi Daha Güçlü?
Şarj olan ama bir türlü çalışmayan bataryalar gibi miyiz?
Dilimizdeki duâlar neden hayatımızda bir karşılık bulmuyor? Neden tesbihâtımız bizi şaha kaldırmıyor? Hz. Mevlânâ'nın dediği gibi: "Ağaç isteyen tohum eker." Sadece istemek yetmez, eylem gerekir.
Bu makalede, ibadetlerimizi bir enerjiye dönüştürmenin ve "yatık batarya" olmaktan kurtulmanın yollarını kaleme aldım. Okumak ve üzerine düşünmek için buyursunlar...
Modern zamanların Müslümanı olarak kendimize sormamız gereken en can yakıcı soru şu: Dilimizle ettiğimiz duâ, neden hayatımızda bir harekete dönüşmüyor?
Günde beş vakit huzûra duruyor, tesbihatımızı yapıyor, ellerimizi semâya açıp uzun uzun "istiyoruz." Ancak istediğimiz o güzellikler, o izzet ve o huzur bir türlü kapımızı çalmıyor. Sebebi çok açık: Biz duâyı sadece dudaklarımızda bir sızı, kalbimizde bir temennî sandık. Oysa İslâm, sadece kavlî (sözlü) duâdan ibaret değildir; o, fiilî (eylemli) duâ ile tamamlanan bir bütündür.
Şarj Olan Ama Çalışmayan Bataryalar mıyız?
İbadetler, bir Müslüman için enerji kaynağıdır. Namaz, oruç, zikir ve duâ; bizi mânen şarj eder. Rûhumuzu diri, zihnimizi berrak tutar. Ancak burada hayatî bir hata yapıyoruz. Bir bataryayı şarj etmenin amacı, onu bir cihazda kullanmak, bir işi yürütmek, bir ışık yakmaktır. Şarj olup da bir köşede bekleyen batarya, zamanla "yatık batarya" haline gelir. Kimyası bozulur, şişer ve en nihâyetinde içten içe çürür.
Bugün İslâm dünyasının yaşadığı miskinliğin özeti budur: İbadetle şarj oluyoruz ama bu enerjiyi dünyayı îmâr etmek, insanlığı ihyâ etmek için kullanmıyoruz.
"İnsan için ancak çalıştığının karşılığı vardır." (Necm Sûresi, 39)
Duâyı Yanlış mı Anladık?
Duâ, Allah’ı bizim isteklerimize memur etmek değil; bizim O’nun rızasına uygun hareket etme azmimizdir. Tarlasını sürmeyen bir çiftçinin hasat beklemesi duâ değil, sadece bir temennîdir. Tam da bu noktada Hz. Mevlânâ bizleri asırların ötesinden şöyle uyarır:
"Kuru duâyı bırakın. Ağaç isteyen tohum eker."
Bu muazzam tespit, meselenin özüdür. Tohum ekmeden meyve duâsına çıkmak, kâinatın işleyiş yasalarına (Sünnetullah) meydan okumaktır. Müslüman, önce tohumu toprağa terle ekecek (fiilî duâ), sonra bereketi Allah'tan dileyecektir (kavlî duâ).
Hâl Dili mi, Kâl Dili mi?
Eskiler der ki: "Lisân-ı hâl, lisân-ı kâlden entaktır." Yani; hâl ve hareketlerle verilen mesaj, sözle anlatılanlardan çok daha derin ve kalıcı izler bırakır. Müslüman, "Ben dürüstüm" demez; dürüst yaşar ve bu onun en büyük duâsı olur. "Allah'ım Müslümanlara izzet ver" deyip, teknolojide, bilimde ve ahlâkta yerimizde sayıyorsak, bu duâ sorumluluktan kaçıştır.
Efendimiz (sav) buyuruyor: "Hepiniz çobansınız ve hepiniz elinizin altındakilerden sorumlusunuz."
Peygamber Efendimiz’in (sav) bu muazzam benzetmesi, İslâm'ın kişisel sorumluluk ve sosyal âidiyet anlayışını en yalın hâliyle ortaya koyar. Yani; hiçbir Müslüman "ben kendi ibadetimi yapar, kenara çekilirim" diyemez. Hepimiz, dokunabildiğimiz her hayattan, düzeltebileceğimiz her yanlıştan ve ihyâ edebileceğimiz her gönülden bizzat mesulüz. Nasıl ki bir çoban sürüsünü kurda kuşa yem etmemek için sürekli uyanık ve diri durmak zorundaysa; Müslüman da etki alanındaki kişileri ve değerleri ihmâl etmeden, koruyup gözetmekle mükelleftir. Dolayısıyla hiçbirimiz "bana ne" diyerek kenara çekilme lüksüne sahip değiliz.
İmam Gazâlî der ki: "Amelsiz ilim delilik, ilimsiz amel ise hayaldir."
Gazâlî’nin bu veciz sözü, aslında bir Müslümanın zihin ve eylem dünyası arasındaki o hassas dengeyi muazzam bir şekilde özetler. Buradaki "delilik" ifadesi, bir insanın elinde hayatını kurtaracak, onu tehlikelerden koruyacak bir harita varken o haritaya hiç bakmadan uçuruma doğru yürümesi gibidir. Şarjı tam dolu olan ama hiçbir cihazı çalıştırmayan bir batarya gibi, o bilgi sadece bir yüktür; sahibine fayda vermez, sadece sorumluluğunu artırır.
Harekete Geçen Îman
Kardeşim! Kıldığın namaz seni ayağa kaldırmıyorsa, yaptığın duâ seni bir yetimin başını okşamaya veya bir haksızlığı düzeltmeye sevk etmiyorsa, şarjı kullanılmayan batarya misali deforme oluyoruz demektir.
Müslüman; elinde tesbihi, zihninde projesi, sırtında ümmetin yükü olan insandır. Sadece "kâl" ile (sözle) değil, "hâl" ile (yaşayışla) duâ etme vaktimiz geldi de geçiyor. Unutmayalım ki; Allah'ın yardımı, oturanların değil, koşanların üzerinedir.
Gönül Niyâzı:
Yâ Rabbi! Bizleri diliyle 'âmîn' deyip, elleriyle hayra engel olanlardan eyleme. Kalbimizdeki îmânı damarlarımızda bir gayrete, zihnimizdeki bilgiyi yeryüzünde bir ihyâ hareketine dönüştür.
Bize, sadece 'isteyen' değil, istediği güzellik için ter döken ve tohum eken bir şuur nasîp eyle. İbadetlerimizi bizi uyuşturan birer alışkanlık değil, toplumu aydınlatan birer enerji kaynağı eyle. Bizleri şarjı dolup da bir köşede çürüyenlerden değil; 'hâl diliyle' Senin rızanı haykıran, üreten ve ümît olan kullarından eyle Allah'ım... Âmîn, âmîn...