15594,65%0,33
43,27% 0,04
50,74% 0,69
6619,14% 1,90
10690,39% 1,61
Türkiye’de son yıllarda artan silahlı şiddet olayları artık münferit vakalar olarak açıklanamayacak kadar yaygın ve sistematik bir boyuta ulaşmıştır. Genç yaşta bireylerin otomatik silahlarla toplu cinayetler işlemesi, eşini, komşusunu ya da sokaktan geçen insanları hedef alması, bireysel öfke patlamalarıyla izah edilemeyecek derin bir toplumsal kırılmaya işaret etmektedir.
Televizyon kanallarında uzun süredir devam eden silah teşhiri, mafya temalı diziler ve suçun estetize edilerek sunulması, şiddeti sıradanlaştırmakla kalmamakta; gençler için özendirici rol modeller üretmektedir. Dizilerde silah taşıyan, tehdit eden, öldüren karakterler; güç, itibar ve dokunulmazlık algısıyla sunulmakta, suç adeta meşru bir yaşam biçimi gibi gösterilmektedir. Bu yapımlar silahı savunma aracı olmaktan çıkarıp statü sembolüne dönüştürmektedir.

Bu içeriklerin nasıl ve kimler tarafından kurgulandığı sorusu artık görmezden gelinemez. Reyting uğruna şiddetin pazarlanması, denetim mekanizmalarının etkisizliği ve medya etiğinin geri plana itilmesi, toplumsal sonuçları ağır olan bir süreci beslemektedir. Silahın ekranda bu denli görünür hale gelmesi, özellikle gençler üzerinde taklit ve özenme etkisini güçlendirmektedir.
Silahlı şiddetin artışında alkol kullanımının etkisi açıkça görülmektedir. Alkol, muhakeme yetisini zayıflatmakta, öfke kontrolünü ortadan kaldırmakta ve suç işlemeyi kolaylaştıran bir unsur olarak öne çıkmaktadır. Pek çok cinayet ve ağır yaralama dosyasında alkol etkisi belirleyici faktör olarak yer almaktadır. Alkolün verdiği sahte cesaret ile silahın birleşmesi, ölümle sonuçlanan olayların sayısını katlanarak artırmaktadır.
Silahın kolay erişilebilir olması, teşhir edilmesi ve normalleştirilmesi; alkolle beslenen kontrolsüz öfke ve diziler aracılığıyla yaygınlaştırılan mafyatik dil ile birleştiğinde ortaya çıkan tablo toplum güvenliği açısından ciddi bir tehdit oluşturmaktadır. Bu mesele yalnızca adli bir problem değil; medya politikaları, kültürel yapı ve toplumsal sağlık açısından bütüncül şekilde ele alınması gereken yapısal bir sorundur.
Cemal Peker