GÜNDEM

GÜNDEM Haberleri

Ar Damarı Nerede Kesildi?

Ar Damarı Nerede Kesildi?

Bir zamanlar yüz kızartan ne varsa bugün başarı hikâyesi. Ar, hayâ ve utanma; sessizce sistemden çıkarıldı, yerine arsızlık kondu.

Eskiden utanmak, insan olmanın doğal refleksiydi. Yanlış yapınca ses kısılır, baş öne düşerdi. Şimdi ses yükseliyor, baş dikleşiyor. Hata yapan özür dilemiyor; bağırıyor. Yakalanan inkâr etmiyor; saldırıya geçiyor. Utanmak bu topraklarda ya emekli edildi ya da sistem dışına atıldı. Kimliksiz kaldı; kimse sahiplenmedi.

Bir yanlışın ardından “haklıyım” demek kolaylaştı. “Herkes yapıyor” cümlesi, toplumsal bir af belgesi gibi dolaşıma sokuldu. Ayıp, suç, yanlış… Hepsi kelime olmaktan çıktı; yerini “algı”, “yoruma açık”, “çarpıtma” aldı. Gerçekler eğilip bükülürken utanma da büküldü, sonunda koptu.

Ayıp Kalmadı, Yakalanmak Var

Eskiden ayıp olan çok şey vardı: Yalan söylemek, emeği çalmak, haksız kazanç sağlamak. Şimdi ayıp olan tek şey var: Yakalanmak. Yakalanmıyorsan sorun yok. Yakalanırsan da bir açıklama bulursun. Olmadı, mağdur olursun. Olmadı, karşı saldırıya geçersin. Yeter ki susma; susan suçlu sayılıyor bu ülkede.

Özür dilemek zayıflık olarak kodlandı. Hata kabul etmek “acemi işi” oldu. Ar damarı çatlamış olmak ise “özgüven” diye pazarlandı. İnsanlar, utanmaktan değil; utanıyor gibi görünmekten çekinir oldu. Çünkü utanmak artık kariyer planına uymuyor.

Sessizlik Suç, Gürültü Masumiyet

Toplumun terazisi bozuldu. Sessiz kalan şüpheli, gürültü yapan masum ilan ediliyor. Bağıran haklı, susan haksız. O yüzden herkes konuşuyor, kimse dinlemiyor. O yüzden herkes anlatıyor, kimse anlamıyor. Utanma, sessizliğin diliydi; gürültüye yenildi.

Çocuklar da bunu izliyor. “Ayıp” diye öğretilen şeyler, büyüklerin davranışlarında karşılık bulmuyor. Çocuk, söylenene değil; yapılanı öğreniyor. Ve yapılan şu: Yap, yakalanırsan inkâr et. Olmadı, hakaret et. En sonunda da “beni linç ediyorlar” de.

Ayna Kırık, Yüzler Rahat

Toplum aynası çatlak olunca kimse kendini net görmüyor. Herkes kendini haklı, karşısındakini haksız sanıyor. Vicdan, bireysel bir aksesuar haline geldi; takan takıyor, takmayan daha rahat yürüyor. Rahatlık bulaşıcıdır; utanma zahmet ister.

Ama her şeye rağmen utanmak tamamen yok olmadı. Kenara itildi sadece. Hâlâ yanlış deyince sesi titreyenlerde, haksızlığa ortak olmak istemeyenlerde, susmayı seçenlerde yaşıyor. Kalabalığın içinde yüzü kızaran tek bir insan gibi… Garip, yalnız ama gerçek.

Belki de umut, tam orada duruyor. Gürültünün arasında utanan bir yüz gördüğümüzde, bu ülkenin hâlâ kurtarılacak bir tarafı olduğunu hatırlıyoruz. Utanmak nüfustan silinmiş olabilir; ama insanlıktan silinmedi. Henüz.



Haber Editörü

Hakan DİKMEN

hakandikmen30@gmail.com
Yorumlar (0)

GÜNDEM

Haberi Sesli Oku