Anahtar Parti Genel Başkanı Yavuz Ağıralioğlu, katıldığı televizyon programında partisinin yaz aylarındaki hamleleriyle adından söz ettireceğini ifade ederek, siyasi duruşunu şu sözlerle değerlendirdi: “Anahtar Parti iktidarın düşmanı değil, Anahtar Parti siyasi hasımlık yapmıyor. Anahtar Parti hasımlık yapacaksa; enflasyona hasımlık yapsın, işsizliğe hasımlık yapsın, faize hasımlık yapsın, bu cezasızlık duygusuna hasımlık yapsın, adaletteki bozulmaya hasımlık yapsın. Memleketin sorunlarına hasım olalım ama siyaseti hasımlıkla yapmayalım, hısımlıkla yapalım.”
Anahtar Parti Genel Başkanı Yavuz Ağıralioğlu, TV100’de Başak Şengül’ün sunduğu Özel Röportaj programının canlı yayın konuğu oldu. Gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulunan Ağıralioğlu, bıçaklanarak hayatını kaybeden Atlas Çağlayan cinayeti hakkında, şöyle konuştu: “Çocukların böyle zamanlarda cinayetlere, kavgaya, madde bağımlılığına sürüklenmeye konu olmadan yaşayabilecekleri bir ülke hayali kurup kurup ondan sonra çocuklarımızı sokaklarda kaybetmek, bahis tezgâhlarında, intiharlarda kaybetmeyi akıbetimiz, kaderimizmiş gibi bunları seyretmek Türk siyasetinin uzunca zamandır mevzu ettiği ama bir türlü çözüm bulamadığı bir sorun. Eğitim sisteminden tutunda sosyal medyaya, televizyondaki dizlerden tutun toplumsal değerlerden aşınmaya kadar bütün bu alanları tekrardan tahkim etmek zorundayız. Cezalar caydırıcı değil. Eğitim sisteminden tutunuz da sosyal mecraya, televizyondaki dizilerden tutunuz da toplumsal değerlerden aşınmaya kadar bütün bu alanları yeniden tahkim etmek zorundayız. Değerlerimizde aşınma var. Çocuklarımızda; okullarda öğretmenlerin fark ettiği, asayişte emniyetin fark ettiği, suçlar ve niteliklerinde mahkemelerin fark ettiği bir şey var; toplum alarm veriyor! Cezasızlık duygusunu telafi etmesi lazım. Cezasızlık duygusundan kastettiğim şey şu: Yapanın yanına kar kalıyor. Komple bir seferberlik gerektiren bir iş bu. Acilen Meclis karar almalı, acilen cezalar yükseltilmeli!..”
Anahtar Parti Genel Başkanı Yavuz Ağıralioğlu, canlı yayında özetle şunları söyledi:
İKTİDAR SEÇİME GİDERSE BİZ HAZIRIZ!..
“Muhalefet partilerinin erken seçim istememesi ‘Biz hazır değiliz’ duygusu verebilir, o yüzden erken seçim isteriz biz. Neden isteriz, çünkü bir parti kurduk parti kurmuş olmak memleketi daha yönetebiliriz iddiası taşımak demektir. Biz memleketin kötü yönetildiğini daha iyisinin mümkün olduğunu düşündüğümüz için parti kurmuş oluyoruz. Dolayısıyla memleketin bir an önce nöbet etmekse nöbet etmesini, hizmet etmekse hizmet etmesini, devir teslimse devir teslimini almak için seçim istiyoruz demek zorundadır muhalefet. Ama isteyen istediğini alamaz, iktidarın seçim pratiği seçime en avantajlı olduğu zamanda gitmeye, muhalefetin en zayıf olduğu zamanı kollamaya, kendisinin toplumsal memnuniyeti en iyi yönetebileceği eşiklerde seçim kararı alamaya mecbur edecektir. Muhalefet ister ama iktidar bu ara seçime gidemez bence. Avantajlı değiller. Umarım seçime giderler, giderlerse biz hazırız.
TÜRK SİYASETİ 50+1 İLE İNANMADIĞI PARTNERLERE MECBUR KALIYOR...
Şimdi biz birkaç şeyi bir arada teklif ediyoruz. Bir; bu yüzde 50+1 değişsin istiyoruz Anahtar Parti olarak. Bu yüzde 50+1 niçin değişsin? Bu Türk siyasetindeki ilkesizliğin, ittifak mecburiyetlerinin, siyaseti ilkesizleştirdiğinin en mühim sebebi yüzde 50+1’dir. Bu 50+1 şu demektir; 50’yi 1 geçebilmek için siyaset bazen hiç inanmadığı, hiç beraber olmak istemediği, hatta hiç taşıyamayacağı nice partnere mecbur kalıyor. Yani 50+1'i geçmek için birbirine benzemez bir sürü alakasız organizasyon, siyaseten güç üretmek için bir araya geldiğini söylüyoruz. Bu seçmene de hürmetsizlik oluyor. Türk siyasetinin mesela DEM’in elinde rehin kalmasına, Hüdapar'ın elinde rehin kalmasına sebep olduğunu düşündüğüm şey budur. Rehin kaldı Türk demokrasisi 50+1 yüzünden; bunların şantajına maruz kalıyoruz. Yani 50'yi bir geçmek mecburiyeti olana birazcık oyu olan şöyle diyor: 'Benim oyumu almazsan seçilemezsin.' Ondan sonra da pazarlık yapıyor. Siyaset bu pazarlıklarla aşınıyor. Milletvekilleri sağa sola geçiyor. Partiler durmaları gerektiği ve söz verdikleri yerde durmayıp; bir araya gelmeyecekleri yerlere gidip orada tercihlerini böyle yapıyorlar. Partiler durmaları gerektiği ve söz verdikleri yerde durmayıp hiç bir araya gelmeyecekleri yerlere gidip orada tercihlerini böyle kullanıyor. Benim teklifim 50+1 değişmelidir. Türk siyaseti bu şantaja maruz kaldığı alandan çıkmalı. İlkesiz ittifaklar, mecburiyet ittifaklar, herkesin rengini kaybettiği ittifaklardan kurtulmasının yolu 50+1'in değişmesidir!
ANAHTAR PARTİ 1. YILINDA 4. SIRADA
Biz Anahtar Parti olarak ittifak konusunu şimdi konuşmayı doğru bulmuyoruz. Anahtar Parti'nin politik bir kulvarı var. Bu politik kulvar şu, erken konuşmayayım ama bir yıllık bir partiyiz; bütün anketlerde dördüncü, beşinci parti hattına geldik. Bütün anketler gösteriyor bunu. Anahtar Parti olarak. Biz 161. parti olarak kurulduk. Şu anda anket ortalamaları bizi dördüncü, beşinci parti sayıyor; bütün anket ortalamaları. Bunların hiçbirisine bir grup üyesi değiliz, hiçbirisine üye değiliz biz bu anketlerin. Bu anketlerin hiçbirisiyle irtibatımız yok. Bizim aynı kulvarda olduğumuz siyasi partilerin yahut iktidar cenahının yahut toplumsal eğilimleri ölçen, müstakil eğilimleri ölçen araştırma gruplarının ortalama sonuçları. 8 anket ortalaması, son 8 anket ortalaması 4,5. Bunların içerisinde Anahtar Parti'yi 1,5 gösteren de var, yani onu bile aldık. Dolayısıyla bu anket ortalamalarının hiçbirisine dahil olmadığımızda ortaya çıkan sonuç: Anahtar Parti 161. parti olarak kuruldu; birinci yılında dördüncü, beşinci parti. Şimdi bu, şu demektir: Bizim kafamızda siyasi olarak şöyle bir irade ve iddia var. 'Bize oy vermezseniz AK Parti kalacak' korkusuyla 'bize oy vermezseniz CHP gelecek' korkusu arasına sıkıştırıldığını; seçmenin konsolide edilmek için 'AK Parti kalıyor ha' ile 'CHP geliyor ha' arasına sıkıştırıldığını; bu sıkışmanın da iradeyi ulaştırdığını, seçmenin iradesini, önceliklerini daha önemser hale getirdiğini düşünüyoruz. O yüzden Anahtar Parti seçmene yeni bir makul alternatif sunacak.
MUHALEFET MAZERET BEYAN ETMEMELİ!
‘Benden önce vardı, benden önce başladı’ dememelidir muhalefet. Çözmek için kastettiğimiz bütün sorunlar bizden önce başladığı için biz parti kurduk. Hükümet, başına gelen her felakette bir dış güç bulur. Enflasyon var; dış güç. Faiz var; dış güç. Göçmenler; dış güç. Devamlı Tayyip Bey'in mazeretleri vardır; Tayyip Bey, devamlı çözemediği sorunları dış güçlere havale eder. O zaman muhalefet, iktidardan daha maharetli görünmek istiyorsa şöyle yapmak zorundadır: Mazeretsiz başarı. Bizim de dış gücümüz hükümet olmamalıdır. ‘Hükümet elimizi kolumuzu bağlıyor.’ Doğrudur, bağlıyor. Bağlar. Rekabette eşitsizlik vardır; elinizi kolunuzu bağlarlar, ayağınıza beton dökerler. Doğrudur. Başarılı olmamanız için ellerinden gelen her şeyi yaparlar ama siz buna rağmen plan yapmak ve milletin umudunu kuvvetlendirmek zorundasınız. Onu tarif ederek söyledim ki: İşini yapar Mansur Yavaş, polemik yapmaz.' Böyle bir itibarı vardır Mansur Bey'in. Temsil etmeye çalıştığı böyle bir kulvar vardır: 'Mansur Yavaş iş yapar kardeşim, polemik yapmaz. Ben işime bakarım, gündelik siyasete bakmam, belediyecilik yaparım. 'İşini yapar Mansur Yavaş, polemik yapmaz'dan; 'polemik yapar Mansur Yavaş, işini yapmaz'a evrilmemelidir diye dikkat ettim; dikkat çektim. Yani biz muhalefet olarak 'İşimizi yaparız, polemik yapmayız' hattında durmalıyız. 'Biz işimizi yaparız kardeşim, siz polemik yaparsınız' demeliyiz iktidara.
CUMHURBAŞKANLIĞI MAKAMINDA OTURANIN YAPACAKLARI ÖNEMLİDİR!
Tayyip Bey siyasete odaklı; siyasetin de odaklandığı şey şu: ‘400’ü bulursak bir daha seçilebilir miyiz? 400'ü bulursak seçim imkanlarını referanduma gitmeden halledebilir miyiz? Biz 400'ü bulduktan sonraki süreci nasıl yöneteceğimize nasıl karar verebiliriz? Biz kiminle alabiliriz?’ Bu tartışma alanını ben münasebetsiz bir tartışma alanı gibi görüyorum. Sebebi şu: Sorunlarına çözüm bekleyen millet için kimin cumhurbaşkanı olacağı değil, cumhurbaşkanlığı makamında oturanın ne yapacağı önemlidir. Yani ben; cumhurbaşkanlığı makamını tarif etmeyi, yürütmeyi tarif etmeyi, iktidarın sorumluluklarını tarif etmeyi, iktidarda olunca ne yapacağımızı anlatmayı, kimin cumhurbaşkanı olmasından çok daha mühim görüyorum. O yüzden bu tartışmaları, memleketin bu kadar sorunu varken millete hürmetsizlik görüyorum. Yani arkadaşlarımı da töhmet altında bırakmayayım; tabii ki arkadaşlar bir şey konuşacaklardır. Ama ben Anahtar Parti'yi, arkadaşlarımı şöyle bir yerde hizalayayım, millete öyle takdim edelim diye tutuyorum; şöyle diyelim diyorum: Biz sizin sorunlarınızın rakibiyiz. Anahtar Parti iktidarın düşmanı değil, Anahtar Parti siyasi hasımlık yapmıyor. Anahtar Parti hasımlık yapacaksa; enflasyona hasımlık yapsın, işsizliğe hasımlık yapsın, faize hasımlık yapsın, bu cezasızlık duygusuna hasımlık yapsın, adaletteki bozulmaya hasımlık yapsın. Memleketin sorunlarına hasım olalım ama siyaseti hasımlıkla yapmayalım, hısımlıkla yapalım.
YAZ AYLARI ANAHTAR PARTİ'NİN HAMLELERİ KONUŞULACAK
Bizim kafamızda siyasi olarak şöyle bir irade ve iddia var: Biz Türk siyasetinin ‘bize oy vermezseniz AK Parti kalacak’ korkusuyla 'bize oy vermezseniz CHP gelecek' korkusu arasına sıkıştırıldığını; seçmenin konsolide edilmek için 'AK Parti kalıyor' ile 'CHP geliyor' arasına sıkıştırıldığını düşünüyoruz. Anahtar Parti, Türk milletinin A planı olsun; hiç kimsenin B planı olmasın, hiç kimsenin yedeği olmasın. Türk milletine A takımıyla A planı olacak bir alternatif sunsun istiyoruz. Orada maya tuttuğu, ivmelendi, 1 senede aldığı mesafe; bundan sonra alabileceği mesafeyi de yaza kadar inşallah size dahil bütün ekranlarda herkese konuşturacağız. Yazın; Anahtar Parti'nin hamlelerini konuşmak imkânıyla buluşturacağız sizi.
TÜRKİYE CUMHURİYETİ DEVLETİ DERS ÇIKARSIN
Trump da Maduro da bir zihniyettir; 'gücüm var her şeyi yaparım' keyfiliğiyle 'başıma gelen her felaketi dışarıdan bilirim' sorumsuzluğu arasında... İki akıbet var gözümüzün önünde. 'Gücüm var, uluslararası hukuku tanımam. Grönland'ı da alabilirim; Danimarka'ya rağmen, uluslararası hukuka rağmen. Gücüm var; gücümün yettiği her şeyi alabilirim. Türkiye Cumhuriyet Devleti buradan ders çıkarsın. Trump'a baksın, ders çıkarsın. Trump'tan şöyle ders çıkaralım: Biz; bu adamın elinde kuralsızlaşan uluslararası hukukun, kuralsız, kural tanımayan gücün sınırlarına tehdit yağdıran bir ülkeyiz. Yani sınırlarımıza tehdit yığılıyor: Yunanistan'a, adalara, Güney Kıbrıs'a, Suriye'ye, Irak'a ve İran'a... Çevreleniyor Türkiye Cumhuriyeti Devleti. Şimdi buna bakacağız. Uluslararası hukuku aktif hale getirecek bir itibar bulacağız; güçlü para, itibarlı pasaport, dolu hazine, gürül gürül çocuklar, iyi eğitim, rekabet gücü yüksek sanayi, yüksek teknoloji ürünleri, rekabet gücümüzü dünyanın 'taklit edilemez markalar listesine Türk markaları katarak, dünyanın saygın üniversitelerine sahip hale gelerek... Aksi halde bizim memleketimizi bu şartlarda ayakta tutmamız zor olacak...”