* İlmin Şiârı, Eğlencenin Kostümü Olamaz!
* Değerlerimizin Aşınmasına Sessiz Kalınmamalı!
* Emanete Hürmetsizlik: Sarık ve Cübbe Eğlence Malzemesi Değildir!
* Bu Vakar Bu Mekâna Sığmaz: Mukaddesâtımızı Sıfatsızlaştırmayın!
Kültürel Etkinlik Adı Altında Mânevî Değerlerin Yozlaştırılmasına Tepki!
Toplumları ayakta tutan en temel direklerden biri, mukaddesâtına ve bu mukaddesâtı temsil eden sembollere gösterdiği hürmettir. Geçtiğimiz günlerde Trabzon Dernekleri Federasyonu Gençlik Kollarının İstanbul'da düzenlediği bir etkinlikte kaydedilen; dînî kıyafetlerin (sarık ve cübbe) eğlence ortamında, özellikle de İslâmî açıdan tartışmalı bir bağlamda kullanılması, toplumun geniş bir kesiminde üzüntüye yol açmıştır.
İslâm kültüründe ve Anadolu geleneğinde "sarık ve cübbe", yalnızca bir giysi değil, aynı zamanda ilmi, vakarı ve dînî temsil makamını simgeleyen birer "şiâr" olarak kabul edilir.
Kıyafetin Vakarı ve Temsîliyet Makâmı
İslâm geleneğinde cübbe ve sarık, Peygamber Efendimiz'in (sav) sünnetine dayanan, asırlar boyu âlimlerin ve din görevlilerinin üzerinde taşıdığı bir izzetin sembolüdür. Bu kıyafetlerin giyildiği anlarda, kişinin sadece kendi nefsini değil, temsil ettiği dînî kimliği de yansıtması beklenir. Vakar ve edep gereği, bu özel kıyafetlerin oyun, eğlence veya gayriciddi ortamlarda bir "kostüm" gibi kullanılması, o kıyafetin ifade ettiği mânevî ağırlığa gölge düşürmektedir.
"Hâl" ve "Mekân" Uyumu
İslâm fıkhında ve ahlâkında "mekânın şerefi" ve "hâli korumak" esastır. Bir müslümanın, özellikle de dînî bir temsiliyeti olan birinin bulunduğu ortamın meşruiyeti büyük önem arz eder. Şenlik veya eğlence adı altında yapılan faaliyetlerin, dînin genel ilkeleriyle çelişmesi ve bu esnada dini sembollerin kullanılması, toplumda "değerlerin yozlaştırılması" olarak algılanmaktadır.
Toplumsal Hassasiyet ve Eleştiri
Geleneksel kültürü (Kalandar vb.) yaşatırken, bu etkinliklerin inanç dünyamızla çatışmamasına özen gösterilmesi gerekir. Bir din görevlisi kıyafetiyle horon oynamak;
Hem o kıyafete duyulan saygıyı zedeler,
Hem de dînî değerlerin sıradanlaştırılmasına ve yanlış anlaşılmasına kapı aralar.
Kültürel etkinlikler, bir toplumun zenginliğidir; ancak bu zenginlik sergilenirken mânevî değerler fedâ edilmemelidir. Sembollerimize sahip çıkmak, sadece şekli bir koruma değil, o şeklin içindeki rûhu ve vakarı korumaktır.
Müslümanlar olarak beklentimiz, temsil makamında olanların veya bu sembolleri kullananların, taşıdıkları emanetin farkında olarak hareket etmeleridir. Bu tür görüntüler, birlik ve beraberliğimize hizmet etmek yerine, ortak değerlerimizin aşınmasına sebep olmaktadır.