Tarih: 23.01.2026 20:56

İstanbul'da "Fatih Sultan Mehmet Han Vakıfları ve Sahn-ı Seman Medreseleri" paneli

Facebook Twitter Linked-in

FSMVÜ Vakıf Kültürü ve Medeniyeti Uygulama ve Araştırma Merkezi tarafından üniversitenin Ayasofya yerleşkesinde "Fatih Sultan Mehmet Han Vakıfları ve Sahn-ı Seman Medreseleri" adıyla gerçekleştirilen panele, çok sayıda akademisyen konuşmacı olarak katılım sağladı.

Panelin açılış konuşmasını gerçekleştiren FSMVÜ Rektörü Prof. Dr. Nevzat Şimşek, Fatih Külliyesi ve Sahn-ı Seman Medreselerinin, Fatih Sultan Mehmet Han'ın ilmi önceleyen vakıf anlayışının en somut tezahürlerinden biri olduğunu vurguladı.

"FSMÜ, 555 yıllık bir ilim geleneğini devralıp geleceğe taşıyor"

Şimşek, "Fatih Sultan Mehmet Han Vakfı’nın ilim ve hikmet üzerine inşa ettiği bu külliyeyle başlayan yolculuk, bugün Fatih Sultan Mehmet Vakıf Üniversitesi ile devam etmektedir. Üniversitemiz, doğrudan bu vakfın manevi ve kurumsal devamı olarak, 555 yıllık bir ilim geleneğini devralmış ve bu geleneği çağımızın imkânlarıyla geleceğe taşımayı misyon edinmiştir. Sadece bir eğitim kurumu olmanın ötesinde, köklü bir vakıf anlayışının, bir medeniyet tasavvurunun, bir ilim dünyasının temsilcisi olarak, bizler bu köklü geçmişin mirasını omuzlarımızda taşıyoruz. Fatih Sultan Mehmet Han'ın İstanbul'u bir yönetim merkezi olmanın yanında ilim ve hikmet şehri hâline getirme ideali, bugün üniversitemizin eğitim, araştırma ve topluma katkı anlayışına da yön vermeyi sürdürmektedir." dedi.

Medreselerde yetişenler yalnızca kendi çağlarına değil geleceğe yön verdi

Üniversitenin yalnızca bir eğitim kurumu olmadığını belirten Şimşek, "FSMVÜ, köklü bir vakıf geleneğinin ve medeniyet tasavvurunun temsilcisidir. Sahn-ı Seman Medreseleri, Osmanlı ilim dünyasında sistematik düşüncenin, disiplinler arası yaklaşımın ve ilmi sürekliliğin kurumsallaştığı başlıca yapılardan biri olmuştur. Buradan yetişen Ali Kuşçu, Molla Hüsrev, Hocazâde Muslihuddin, Taşköprülüzâde Ahmed Efendi, Kınalızâde Ali Efendi, Ebussuud Efendi ve İbn Kemal gibi büyük âlimler, yalnızca kendi çağlarını değil, sonraki yüzyılları da etkilemiş, bilgiyi sadece teorik düzeyde üretmekle kalmamış, aynı zamanda onu toplumla buluşturarak düşünce geleneğinin sürekliliğine katkı sunmuşlardır." diye konuştu.

"Fatih için asıl fetih, imar ve ihyadır"

Panelin ilk oturumunun başkanlığını yapan Prof. Dr. Fahameddin Başar, "Fatih Sultan Mehmet Han'ı diğer hükümdarlardan ayıran temel özelliğin fetih anlayışıdır. Onun için asıl fetih, fethedilen beldeyi imar etmek, şenlendirmek ve yaşanabilir kılmaktı." şeklinde konuştu.

Medeniyetin pratiğe yansıması: Vakıflar

Fatih Sultan Mehmet'in Ayasofya Vakfiyesi üzerinden vakıf medeniyetine ilişkin değerlendirmelerde bulunan panelistlerden Vakıflar Genel Müdürlüğü Meclis Üyesi Mevlüt Çam, "Bir toplumun medeniyet seviyesinin şehirlerin mamuriyeti ve insanların huzuruyla ölçülebilir. Vakıflar, medeniliği teoriden pratiğe taşıyan, şehirleri aklı rahat, gönlü dingin insanların yaşayacağı mekânlara dönüştüren müesseselerdir. Fatih Sultan Mehmet'in vakfiyesinde İstanbul’a dair dört temel hedef ortaya koyduk. Dünyanın neresinde olursa olsun ilim ehli, sanayi ve meslek erbabını İstanbul’a toplamak, bu birikimle İstanbul’u yaşanabilir, medeni ve modern bir şehir haline getirmek, şehri ilim ve ulema merkezi yapmak ve aklı rahat, gönlü dingin nesiller yetiştirmektir." dedi.

"Vakıflar ve FSMVÜ arasında güçlü bir hukuki ve tarihi süreklilik var"

Fatih Sultan Mehmet Han'ın vakıf eğitim hizmetleri üzerine değerlendirmelerde bulunan Doç. Dr. Eyüp Sabri Kala, "Fatih Vakfı tarafından kurulan Sahn-ı Seman Medreselerinin Osmanlı'daki vakıf eğitim hizmetlerinin en önemli örneklerinden biridir. Vakıflar Kanunu ile günümüzde Fatih Sultan Mehmet Vakıf Üniversitesi arasında güçlü bir hukuki ve tarihi süreklilik bulunuyor. FSMVÜ'nin 471 tarihli Fatih Sultan Mehmet Han Vakfiyesi'ndeki eğitim şartları esas alınarak, bu şartların günümüz koşullarına uyarlanmasıyla kuruldu. Vakfiyedeki eğitim kurumlarının temelinin 1471 yılına dayanıyor. Mazbut vakıfların hayır şartları gözetilerek 2008 yılında Vakıflar Meclisi tarafından alınan karar doğrultusunda, Fatih Sultan Mehmet Han Vakfı ile FSMVÜ arasında hukuki bir zincir kuruldu. 1471 yılında Sahn-ı Seman Medreseleri ile başlayan eğitim hizmetlerinin, 1924’te kesintiye uğradıktan sonra 2010 yılında Fatih Sultan Mehmet Vakıf Üniversitesi adıyla yeniden hayat buldu." diye konuştu.

"Fatih Külliyesi, Osmanlı mimarisinde bir çığır açtı"

İstanbul'un fethiyle birlikte şehrin Osmanlı Devleti'nin ve İslam dünyasının merkezi haline geldiğini belirten Prof. Dr. Suphi Saatçi, "Sultan II. Mehmed'in İstanbul'un fethiyle devleti imparatorluk düzeyine taşıdı. Fethin Osmanlı İmparatorluğu'nun kesin kuruluşunu temsil eden önemli bir dönüm noktası oldu. İstanbul'un fethinin ardından şehirde kapsamlı bir imar hareketi başladı. Fatih Külliyesi, Osmanlı mimarisinde bir çığır açtı. Fatih Külliyesi, Müslüman İstanbul'unun kimliğini fiziki plana da yansıtıyor. Fatih Sultan Mehmet, İstanbul'u sadece bir yönetim merkezi değil, ilim ve hikmet şehri olarak tasarlamıştır." şeklinde konuştu.

Panelin ikinci oturumunda Sahn-ı Seman Medreseleri başlığı ele alındı. Oturum başkanlığını Prof. Dr. Feridun Emecen üstlenirken, Prof. Dr. Mehmet İpşirli, Prof. Dr. Fahri Unan ve Doç. Dr. Abdurrahman Atçıl panelist olarak yer aldı.

"İstanbul'da ilk inşa edilen müstakil medrese Ayasofya"

Medreselerin kapatılmasının ardından 1930’lu yıllarda bu kurumları yeniden tanıtmak amacıyla ciddi çalışmalar yapıldığını belirten Prof. Dr. Mehmet İpşirli, "Osmanlı, fethettiği yerlerde medrese kurmaya büyük önem verirdi. Bu yapılar aracılığıyla ilim ve kültürün yayılması hedefleniyordu. Bu aynı zamanda devlete ve hanedana meşruiyet kazandırıyordu. İstanbul'da da ilk inşa edilen müstakil medresenin Ayasofya Medresesi oldu. İlk müderris Molla Hüsrev oldu. Fatih Sultan Mehmet, kendisini 'Zamanın Ebû Hanîfesi'” olarak nitelendiriyordu." dedi.

"Medreselerde esas olan bina değil müderristir"

Osmanlı medreselerinin Selçuklu medrese geleneğinin devamı olarak kurulduğunu ve genellikle büyük şehirlerde teşekkül ettiğini ifade eden Prof. Dr. Fahri Unan, "İstanbul'un fethinden sonra Fatih Sultan Mehmet, ilk olarak eğitime önem verdi. Sahn-ı Seman Medreselerinden önce âtıl durumda bulunan yapılar medreseye dönüştürüldü. Medreselerde esas olan bina değil, müderristir. Ücra bir köşedeki medresede bile olsa, eğer müderrisi güçlü bir ilim adamıysa, o medrese kıymet kazanır. Fatih medreseleri, devlete nitelikli insan kaynağı yetiştiren kurumlardı." diye konuştu.

"Sahn-ı Seman, İslam dünyasının ilmi geleneği içinde önemli bir kırılmaya işaret ediyor"

1460'lı yılların sonunda tamamlanan Sahn-ı Seman Medreselerinin, bütüncül bir ilmi yapı olarak tasarlandığını belirten Doç. Dr. Abdurrahman Atçıl, "Osmanlı, daha önce de medreseler inşa etti. Sahn-ı Seman, ilmi üretimi merkezi bir yapı etrafında gerçekleştirmeyi önceleyen özgün bir model sundu. Sahn-ı Seman, İslam dünyasının ilmi geleneği içinde önemli bir kırılmaya işaret ediyor. Vizyonu itibarıyla yeni bir çağ açan bir kurumdur. Yetiştirdiği insan tipi, Ebussuud gibi isimlerin ortaya çıkmasını sağlamıştır. Bu başarı, doğrudan Sahn-ı Seman vizyonunun bir sonucudur." şeklinde konuştu.

"FSMÜ, vakıflarının vakfiyelerde belirtilen eğitim ve ilim fonksiyonunu güncelleyerek devraldı"

 Panelin değerlendirme ve kapanış konuşmasını gerçekleştiren Prof. Dr. Turan Gökçe, "471 yılı Ocak ayında inşa süreci tamamlanarak faaliyete başlayan Fatih Külliyesi ve Sahn-ı Seman Medreseleri, 555. yıl dönümünde bu programın gerçekleştirildi. 2008 yılında vakıflar mevzuatında yapılan düzenlemenin ardından kurulan Fatih Sultan Mehmet Vakıf Üniversitesi,  Fatih vakıflarının vakfiyelerde belirtilen eğitim ve ilim fonksiyonunu güncelleyerek devraldı. Üniversite, kuruluşundan itibaren bu bilinçle hareket ettiğini ve gelişimini bu doğrultuda sürdürdü." dedi. (İLKHA)




Orjinal Habere Git
— HABER SONU —