Tarih: 17.01.2026 15:49

“Gündemimiz Kudüs olsun” yürüyüşü

Facebook Twitter Linked-in

Kanal Boyu’nda bulunan Eski İl Milli Eğitim Müdürlüğü önünde toplanan kalabalık, tekbirler ve sloganlar eşliğinde Kernek Karagözlüler Camii bahçesine kadar yürüdü.

Yürüyüş boyunca Filistin bayrakları taşınırken, Kudüs ve Mescid-i Aksa’ya destek sloganları atıldı. Umut Uludağ’ın Kur’an-ı Kerim tilavetiyle başlayan program, basın açıklamasıyla devam etti.

Kudüs Kardeşlik Platformu adına basın açıklamasını okuyan Dr. Öğretim Üyesi Hüseyin Polat, “Kulunu (Muhammed’i) bir gece, ona ayetlerimizden bazılarını gösterelim diye, Mescid-i Haram’dan etrafını mübarek kıldığımız Mescid-i Aksa’ya götüren Allah, tüm noksan sıfatlardan münezzehtir. Şüphesiz O, (her şeyi) hakkıyla işiten, (her şeyi) hakkıyla görendir.” Ayetini hatırlattı.

Ümmetin ilk kıblesinin esaret altında olduğuna dikkat çeken Polat, “Resulullah’ın (Sallalahu Aleyhi Vesselem) yeryüzünde kurulan ikinci mescit diye övdüğü, ümmetin haremi, ilk kıblesi, Peygamberimizin miraç durağı olan Beytü’l Makdis, insanlığın düşmanı, Allah’ın lanetlediği siyonistlerin necis ayaklarından temizlenmeyi beklemektedir. Bu, akidevi ve tarihi sorumluluktur. Bugün burada, sadece bir şehri anmak için değil; ümmetin yaralı vicdanını, insanlığın ortak sorumluluğunu ve İslam’ın bize yüklediği bu mukaddes emaneti hatırlamak için toplanmış bulunuyoruz.” dedi.

“Hepinizin bildiği gibi Kudüs sıradan bir şehir değildir. Hıristiyanlar, Yahudiler ve Müslümanlar için kutsal olan bu şehir, aynı zamanda insanlığın ortak mirasıdır.” diyen Polat, “Kudüs’ü konuşmak, aslında insanlığı konuşmaktır. Kudüs; Hazreti İbrahim’den bugüne uzanan, Hazreti Davud’un, Hazreti Süleyman’ın, Hazreti İsa’nın ve Hazreti Muhammed Mustafa’nın mirasıdır. Kudüs; Müslümanların ilk kıblesidir. Ve biz çok iyi biliyoruz ki bu Kıbleye uzanan el, ümmetin kalbine uzanmıştır. Bugün bu kirli el ilk kıblemize kastetmiştir. Onun için, ümmetin kalbi kan ağlamaktadır. Bu nedenle Kudüs’ü konuşurken, içinde bulunduğu ağır tabloyu ve üzerimizdeki ağır yükümlülüğü görmezden gelmemiz mümkün değildir. Bugün, Filistin’in başkenti olan Kudüs, terör aparatı, soykırımcı şebekenin işgali altındadır. Bu işgal; emperyalist ABD ve avaneleri tarafından, ‘sistematik, planlı ve ideolojik’ bir strateji doğrultusunda normalleştirilmeye ve İslam ümmetine kabul ettirilmeye çalışılmaktadır. Yerleşim yeri adı altında, gasp edilen topraklar, gece yarısı basılan evler, zorla göç ettirilen aileler, tutuklanan çocuklar ve kutsal mekânlara yapılan sistematik baskılar, suikastlar, tutuklamalar, sürgünler… Hiçbiri sıradan, tesadüfler değildir!” diye seslendi.

Konuşmasına devamla Polat, “Bunlar, siyonist israilin dünyanın jandarması ABD’nin öncülüğünde sürdürdüğü işgal politikalarının ve siyonist yayılmacı anlayışın doğrudan yansıması ve sonucudur. israil bir işgal ve terör aparatıdır. Bu terör aparatı, ABD’nin ve Avrupa’nın kendisine verdiği şartsız ve sınırsız destekle ulusal-uluslararası, hiçbir hukuki esası, anlaşma ve sözleşmeyi tanımamakta ve seksen yılı aşkın süredir, özellikle de üç yıldır Gazze’de, Batı Şeria’da ve Filistin’de yapmadığı zulüm kalmadı, soykırım şebekesinin işlediği zulmün sebep olduğu feryatlar her gün arşı alaya yükselmektedir. Bunlar, sadece dile getirilen iddialar değil, işte hepimiz canlı yayınlarla, televizyonlardan, sosyal medyadan, ulusal ve yerel gazetelerin manşetlerinden her gün seyrediyor ve görüyoruz. Çalışanyılda enkaz başında bekleyen babalar, aç, susuz, ilaçsız, elbisesiz, soğuktan donmak üzere olan çocuklarını korumaya, avutmaya çalışan anneler ve korkuyu oyun çağından önce tanıyan çocuklar, yakılan, yıkılan, evler, okullar, camiler, hastaneler, üniversiteler, birleşmiş milletlerin barınakları, öldürülen doktorlar, hemşireler, gazeteciler, akademisyenler, kadınlar, çocuklar, on binlerce sivil, savunmasız insan.  Bunlar, artık sıradan manzaralar oldu. Hiç kimse bunların mübalağa içerikli bir propaganda olduğunu düşünmesin. Bunlar, yaşanan insanlık dışı zulmün belgelendiği tarihi kayıtlardır. Bunlar, İsrail’in uyguladığı sistematik terörün tarihi belgeleridir. Canlı yayında bu zulümler işlenirken modern dünya sadece seyirci olarak istatistik tutmakla meşgul.” diye konuştu.

“Bilinmelidir ki bir çocuğun, bir kadının korku dolu bakışı, hiçbir ‘güvenlik’ gerekçesiyle açıklanamaz.” ifadesini kullanan Polat, bu saldırılar güvenlik kaygısıyla yapılan şeyler değil, tam aksine planlı bir işgal politikasının devamı ve zulmün ta kendisi olduğunun altını çizdi.

Polat, “Özellikle şunu vurgulamak isterim ki; bugün Kudüs’te, Batı Şeria’da yaşanan acının, Gazze’de yaşananlardan bağımsız olmadığını çok iyi bilmeliyiz. Gazze; Aksa Tufanı’ndan önce tam 17 yıl boyunca ‘karadan, havadan ve denizden kuşatıldı ve ambargo altında hayatta kalma mücadelesi verdi. Elektriksiz kalan hastaneler, ilaç bulamayan yaralılar, temiz suya bile ulaşamayan çocuklar, soğuk kış şartlarıyla mücadele eden bir halk. Bunlar bir, yokluk, yoksulluk veya fakirlik değil sürdürülen sistematik bir kıyımın, soykırım planının uygulanmasıdır. Enkaz başında bekleyen anneler, kucağında, poşetin içinde, cansız evladını veya parçalarını taşıyan babalar; okula değil, ölüme giden çocuklar… Daha neler neler. Gazze, bugün artık dünyanın gözü önünde dünyanın en büyük açık hava hapishanesinden çıkmış; mezbahaneye dönüştürülmüştür. Ve burada öldürülenlerin çoğu, savaşçı veya asker değil; tamamına yakını eli silah tutmayan kadın, çocuk ve yaşlılardan oluşan siviller. Yüce Rabbimiz Kur’an-ı Kerim’de, ‘Kendisine ayetlerimizden bir kısmını göstermek için kulunu Mescid-i Haram’dan, çevresini mübarek kıldığımız Mescid-i Aksa’ya yürüten Allah, her türlü noksandan münezzehtir.’ buyurarak Kudüs’ün ve Mescid-i Aksa’nın bu ümmete emanet edildiğini bildirmiştir. Bu emanetin etrafında yaşanan her acı, sadece bir coğrafyanın değil; Ümmetin ortak acısıdır. Resûlullah Efendimiz ise şöyle buyurmuştur: ‘Yolculuk ancak üç mescit için yapılır: Mescid-i Haram, benim mescidim ve Mescid-i Aksa” buyurarak Mescid-i Aksa’nın ümmet nezdindeki yerini asırlar öncesinden ilan etmiştir. Kudüs de Gazze de aynı imanın, aynı emanetin ve aynı direnişin kodlarıdır. Ayrıca; siyonist işgal; sadece bir siyasi tutum değil, başkasının toprağını, kimliğini ve hafızasını silmeyi hedefleyen bir anlayıştır. İslam topraklarını darmadağın eden bu anlayış, Mescid-i Aksa’yı Filistin’i ve bölgemizi kuşatmıştır, Kudüs’ü kimliğinden koparıyor, Filistinli kardeşlerimizi kendi yurdunda yabancı ilan ediyor. Ve maalesef ikiyüzlü, sahtekâr modern dünya, 78 yıldır bu zulmü sadece izlemekle yetiniyor. Şunu anlamamız gerekiyor ki, “sessizlik, bu işgalin en büyük destekçisidir.’ Dünya artık bu terörü, zulmü ve her gün işlenen katliamları gördü ve bunlara karşı ayağa kalktı. Fakat bizim kendimize sormamız gerekiyor; Kudüs’ü, pis siyonistlerden kurtarmak için planımız nedir, programımız nerede, çabamız, kinimiz, öfkemiz, ihlasımız, samimiyetimiz, fedakârlığımız, birliğimiz, beraberliğimiz, gücümüz nerededir?” diye sordu.  

Kudüs, Mescid-i Aksa, sadece Filistinlilerin davası olmadığının alını çizen Polat, şunları söyledi:

“Ümmetin izzetli davasıdır. Kudüs esaret altındayken ümmetin bağımsızlığından, özgürlüğünden bahsedilemez. Düşmanını tanımayan, ümmet olamaz. Düşmanına düşmanlık etmeyenlerin yaşama hakkı yoktur. Düşmanla dostluk olmaz. Düşmandan merhamet dilemek ahmaklıktır. Düşmandan merhamet beklemek, bıçağın kesmemesini ummak gibidir.  Buradan iz’an sahibi herkese seslenmek istiyoruz. Terör aparatı israilin işgal politikalarını artık görmezden gelmeye çalışmayın. siyonist terör şebekesi, bölgesel değil, aslında bütün dünyayı tehdit eden evrensel bir tehlike haline gelmiştir. Durdurulmadığı takdirde, dünyayı kan gölüne çevirmekten geri durmayacaktır.    

Dünya, Allah’tan korkmayan güçlülerin insafına terkedilemez. Bugün Dünya, güçlülerin insafına terk edildiği için adalet ve hukuk ortadan kalkmıştır, çıkar ve kaba kuvvet belirleyici olmuştur. Gücün egemen olduğu düzende zayıflar ezilir ve yok olur, haklı olan değil güçlü olan kazanır. Bugün gördüğümüz gibi, zayıflar sadece sıralarını beklerler. İnsanlığın geleceği, güç dengesine değil, adalet ve hukuk ilkesine dayanmalıdır. Uluslararası hukuk; güçlüler için değil, mazlumlar için vardır. Adalet ertelendikçe zulüm cesaret bulmaktadır.”

Müslüman liderlere seslenen Polat, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Ey Müslüman milletlerin liderleri! Kendinize gelin. Rüştünüze, değerlerinize ve özünüze dönün. Artık emperyalistleri gerçek yüzleriyle tanımanın zamanı geçiyor. Düşmanlarımıza değil, Rabbimize, ümmetinize kulak verin. Emperyalistlerin sizi istedikleri zamana kadar halkınıza karşı kullanıp işiniz bittikten sonra tarihin çöplüğüne atmaları için sıranızı beklemeyi bir an önce bırakın ve izzetinizle, onurunuzla, değerlerinizle ve ümmetinizle birlikte düşmanlarımızın oyunlarını bozmak üzere zalim despotlara karşı durun, eğilmeden, bükülmeden dimdik ayakta durun. Önünüzde yakın tarihimizde bu anlamda, ibret alınacak yeterli sayıda örneklerin var olduğunu düşünüyoruz. Coğrafyamız, emperyalistler tarafından halkına karşı kullanılıp sonra da tarihin çöplüğüne atılan lider müsveddeleriyle doludur. Rabbimiz, ‘sakın zulmedenlere meyletmeyin, sonra ateş size de dokunur.’  Buyuruyor. Zulüm ile abad olunmaz. Mazlumların ahını almayın, sonra aheste aheste çıkar. Hiçbir zulüm ebedi değildir. Hiçbir işgal sonsuz değildir. Kudüs, nice zalimler gördü. Zalimler yok olup gittiler. Ama Kudüs, Filistin hep ayakta kaldı. Bugün de ayakta kalacaktır. Kudüs özgür olana kadar, Mescid-i aksa rahat bir nefes alana kadar, Filistinli çocuklar korkuyla değil umutla uyanana kadar bu mesele bizim gündemimizde olmaya devam edecektir. İslam ümmeti emperyalistlerin, bağrına sapladığı siyonist hançeri mutlaka söküp atacaktır.”

“Kudüs, Gazze, Mescid-i Aksa, Batı Şeria ve Filistin asla gündemden düşmeyecektir.” diyen Polat, “İz’an ve insaf sahipleri ve Müslümanlar olarak, Filistin için, Gazze için her alanda Maddi ve manevi bir seferberlik başlatmak, Mescid-İ Aksa’ya karşı en büyük sorumluluğumuzdur. Bu anlamda herkesi adım atmaya, sorumluluk almaya ve siyonistlere karşı harekete geçmeye, onları destekleyenlere karşı boykotu sürdürmeye davet ediyoruz. Bu vesileyle yetkililerden, şu soğuk kış şartlarıyla mücadele eden Gazzeli kardeşlerimize gönderileceği söylenen konteynerlerin bir an önce oradaki kardeşlerimize ulaştırılmasını diliyor ve bekliyoruz. Yardımların israilin insafına göre değil, sözüm ona anlaşmaya uygun şekilde Gazzeli, Filistinli kardeşlerimize ulaştırılmasını istiyoruz. Filistinli kardeşlerimiz can çekişiyor, her gün ölüyorlar, yaralanıyor, tutuklanıyorlar, yurtlarından ve evlerinden çıkarılıyorlar. Daha fazla seyirci kalamayız, kalmamalıyız. Buradan şunu açıkça ifade etmeliyiz. Recep ayının son haftası olarak ilan edilen Kudüs Haftası münasebetiyle ümmetin tüm bileşenlerinin bütün ihtilafları, farklılıkları bir kenara bırakarak, yıllardır vahşi siyonist katillerin necis ayakları altında inleyen Mescid-i Aksa’yı kurtarmak için daha fazla vakit geçirmeden, ivedilikle mücadele yöntemleri üzerine düşünerek harekete geçmeleri elzemdir.” diye seslendi.

program, Mehmet Ali Batı’nın yaptığı dua ile sona erdi. (İLKHA)




Orjinal Habere Git
— HABER SONU —